<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776</id><updated>2012-02-17T00:35:58.577+02:00</updated><category term='I Ching'/><category term='trafik'/><category term='yin yang'/><category term='sabah gazetesi'/><category term='romantik'/><category term='Evrensel'/><category term='sanat'/><category term='Toplam Kalite'/><category term='kült'/><category term='mimari'/><category term='msn'/><category term='doğru'/><category term='kompleks'/><category term='sevgililer günü'/><category term='gazete'/><category term='fikir'/><category term='hak'/><category term='Otoban 60'/><category term='Interstate 60'/><category term='film'/><category term='İstanbul'/><category term='saadiyat projesi'/><category term='Abu Dhabi'/><category term='renklidefter'/><category term='özgürlük'/><category term='umur talu'/><title type='text'>Ersan Taşçı</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>74</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-778855509434318496</id><published>2007-03-31T17:30:00.000+03:00</published><updated>2007-03-31T17:33:50.386+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Toplam Kalite'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trafik'/><title type='text'>Toplam Kalite Anlayışımız ve İstanbul Trafiği</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Toplam kalite en basit anlatımla, sisteme ait  en önemlisinden en gereksizine kadar bütün süreçlerin, sanki o parça eksik olursa sistem çökecekmiş varsayımıyla tam performansla(gazla) çalışması gerekliliği anlamına gelir. Böylece sistemden çıkan sonuç her şarta olması gereken kalitede olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu anlayış eksikliğinin ekonomik, sosyal hayatımızdan neler götürdüğünü uzun uzadıya anlatacak değilim ama İstanbullular,  bugünlerde trafikte geçirdikleri anlamsız vakitler içinde bu konuyu sık sık düşünüyorlar olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Malum güzel şehrimizde  kazı, inşaat, çalışma eksik olmaz. Nasıl insanlık tarihinin en eski şehirlerinden biri anlamıyorum! Sanki yeni kurulan bir yerleşim merkezi gibi her yıl yollar baştan aşağı değişir, durmadan projeler üretilir, dünyanın kültür ve sanat merkezi olması için master planlar açıklanır. Bunlar için çok geç kalındığını düşünüyorum. Bu kadar eski bir şehir artık bu tarz problemleri aşmış olmalıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belediyenin en son ulaşım çözümlerinden biri de metrobüs oldu bu sene. E-5 hattında orta şeritten yol alacak tekerlekli metro. Bu proje için yaklaşık bir yıldır yol çalışmaları sürüyor. Mevcut yolun orta şeridi parsellenirken, yan şeritler eklendi. İstanbullu ise bu süreçte zaten korkunç olan trafiğin içine saplandı kaldı. Çalışmalar bitime yaklaştı, sonucunu hep birlikte göreceğiz ama iyice daralan şeritler bu günlerde trafiği iyice içinden çıkılmaz hale getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte tam bu noktada tam kalite anlayışına ihtiyacımız doğmakta. Zaten daralan şeritlerde tek bir arabanın bile kalması hele de bir kaza olması insanların ve ekonominin ömründen götürüyor. Teknik serviste çalışan bir tamirci çırağının birkaç civatayı sağlam sıkmaması, zincirleme olarak nelere yol açabilirse İstanbullu işte bunun alasını yaşıyor. Araba beklenmedik bir anda saçma sapan bir yerde arıza veriyor, arkasında kilometrelerce kuyruk. Kabaca 400.000 kişi en az 30 dakika kaybediyor. Bu 200.000 verimsiz saat eder.  8333 saate gelen bu rakam bir insanın neredeyse 23 yılına denk geliyor. Yaşlılık ve çocukluğu çıkın. Bir kişinin hayatı demek bu. Yani her gün bir kişinin hayatını söndürecek kadar zaman harcıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Boşa giden enerji, yıpranan madde ve ruh da işin cabası. Gece televizyonu fazla kaçırmış bir uykusuzun bir anlık dalgınlığı, durmadan makas yapıp şerit değiştiren çakalın dikkatsizliği…ve benzeri bir dolu sebep. Bunu ancak tüm süreçlerde tam kaliteyi yakalarsak atlatabiliriz. Tek çözüm bu. Yani trafiğe çıkacak herkes saat 10 da yatmalı, tamirci çırakları 10 yıllık temel cıvata sıkma eğitiminden geçirilmeli, televizyonda saat 10 dan sonra yayın olmamalı MI? Ya da sistemin işleyişi insanların eğitimsizliğine ve umursamazlığına bırakılmamalı. En azından yollar daha geniş olmalı.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-778855509434318496?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/778855509434318496/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=778855509434318496' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/778855509434318496'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/778855509434318496'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/03/toplam-kalite-anlaymz-ve-istanbul.html' title='Toplam Kalite Anlayışımız ve İstanbul Trafiği'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-6867322728921020095</id><published>2007-03-16T15:07:00.000+02:00</published><updated>2008-12-10T22:14:57.999+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Abu Dhabi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sanat'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='saadiyat projesi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mimari'/><title type='text'>Saadiyat Projesi</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;a href="http://1.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqW9pNalyI/AAAAAAAAAAg/sCZfRYWYlHc/s1600-h/desert.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042508718573000482" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px" height="145" alt="" src="http://1.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqW9pNalyI/AAAAAAAAAAg/sCZfRYWYlHc/s320/desert.jpg" width="155" border="0" /&gt;&lt;/a&gt; &lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;Yıl 1791. Beni Yas ismindeki bedevi kabilesi Arap Körfezi civarında bit tatlı su kaynağı bulur. Kabile aşırı sıcağın kavurduğu bu bölgede her türlü zenginlikten çok daha değerli olan su kaynağını kaptırmamak için küçücük bir yerleşim bölgesi kurar. Nesiller boyu burada kalan Beni Yas kabilesinin yerleştiği topraklar üzerinde yüzyıllar sonra Abu Dhabi ülkesi kurulur. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://3.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqZOJNalzI/AAAAAAAAAAo/5ZvTC6_QMjc/s1600-h/clip_image002.gif"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042511201064097586" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; WIDTH: 151px; HEIGHT: 163px" height="228" alt="" src="http://3.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqZOJNalzI/AAAAAAAAAAo/5ZvTC6_QMjc/s320/clip_image002.gif" width="225" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Beni Yas kabilesinin çöldeki su kaynağını keşfettiği dönemde dünyanın öbür ucunda, Fransa’da çok farklı gelişmeler yaşanmaktaydı. Burjuva sınıfının önderliğinde Kraliyet ve Kilise yönetimine karşı mücadele giderek şiddetleniyordu. Bu direnç nihayet 1789’da İhtilal ile sonuçlandı. İhtilal esnasında kraliyet ailesi tarafından muhafaza edilen sanat eserlerine el kondu. İhtilalin dozu dumanın yatışmasının ardından bu sanat eserlerinin Louvre da halka açık bir müzede sergilenmesine karar verilir. Alınan bu kararın ardından sürekli büyüyen ve günümüze kadar ulaşan Louvre Müzesi projesi hayata geçer.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;Kültürleri, tarihi, sanat anlayışları farklı bu iki ülkenin yolları bugün Saadiyat Projesi adı verilen dünyanın en büyük kültür merkezi olmaya aday bir proje nedeniyle kesişmiş durumda.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;Birleşik Arap Emirlikleri Başkanı ve Abu Dhabi Hükümdarı Şeyh Halife Bin Zeyd Al Nahyan’ın iddialı planlarından biri olan bu proje kapsamında, 27 kilometre karelik bir alan üzerine 19 farklı kültür ve sanat yapısı inşa edilecek. 2018’de tamamlanması ve 30 milyara mal olması beklenen projede ayrıca eğlence tesisleri ve 29 adet otel bulunmakta. Bir ada olarak tasarlanan ve Arapça’da ‘‘mutluluk’’ anlamına gelen bu proje için dünyanın en büyük mimarları olarak gösterilen Frank O. Gehry, Jean Nouvel, Tadao Anda ve Zaha Hadid ile anlaşılmış.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;&lt;a href="http://4.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqZ0ZNal1I/AAAAAAAAAA4/QPgR8khQ7_0/s1600-h/405024575_48df1a8b6c_m.jpg"&gt;&lt;img id="BLOGGER_PHOTO_ID_5042511858194093906" style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px" height="164" alt="" src="http://4.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqZ0ZNal1I/AAAAAAAAAA4/QPgR8khQ7_0/s320/405024575_48df1a8b6c_m.jpg" width="150" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;Çöl harikası bu ülke ile Fransa’nın yolları ise tam bu noktada kesişiyor. Proje mimarlarından Frank O Gehry’in Newyork’ta yapmayı planladığı ancak 11 Eylül saldırıları nedeniyle askıya alınan Guggenheim Projesi’ni Abu Dhabi’de hem de çok daha fantastik bir şekilde inşa edilecek. 30 bin metre kare alan üzerine inşa edilecek müze uzaktan bakıldığında devasa silindir, dikdörtgen ve prizmaların iç içe geçmiş halini temsil edecek. Ayrıca Fransız mimar Jean Nouvel ise ‘‘Louvre Abu Dhabi’’ adı verilen çarpıcı bir müze tasarımına imza atacak. İşte bu noktada bu mimari harikası müzelerin içinde sergilenecek sanat eserleri önem arz etmekte. Abu Dhabi yönetimi bu sorunu, 1 Milyar Dolar karşılığında Paris Louvre’da bulunan yüzlerce sanat eserini 20 yıllığına kiralayarak aşmayı planlıyor.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;Haberin dünya basınına yansımasının ardından Fransızlar ayağa kalktı. Kültürel miraslarına bağımlılıkları ile tanınan Fransızlar, ülkenin 20 yıl boyunca büyük bir kültürel hazineden mahrum kalacaklarını ileri sürerek bu girişime karşı çıkıyorlar. Abu Dhabi yönetimi ise rakamın gerekirse arttırılabileceğini ve bir şekilde bu tepkilerin üstesinden gelineceğini düşünüyor.&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;Projeden beklenen ise şöyle özetleniyor: ‘‘ Yapmak istediğimiz müze öylesine etkileyici olmalı ki dünyada sanat ile ilgilenen herkes yılda en az bir kez gelip ziyaret istemeli.’’&lt;/p&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:times new roman;"&gt;&lt;p&gt;Kültürel anlayış açısından dünya tarafından daima ‘fakir’ olarak görülen bir coğrafya’da böyle bir projeye imza atılması ve hiçbir kompleks gösterilmeden farklı bir kültürün sanat eserlerini ‘parası neyse veririz’ anlayışla dünyaya kendi bölgesinden sergileme çabaları oldukça ilgi çekici.&lt;/p&gt;(Kaynak: Sabah Gazetesi 22 Şubat 2007 Emlak&amp;amp;Mortgage Eki Sf : 4 )&lt;/span&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-6867322728921020095?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/6867322728921020095/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=6867322728921020095' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/6867322728921020095'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/6867322728921020095'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/03/saadiyat-projesi.html' title='Saadiyat Projesi'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/RfqW9pNalyI/AAAAAAAAAAg/sCZfRYWYlHc/s72-c/desert.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-4417314155842838066</id><published>2007-03-05T22:12:00.000+02:00</published><updated>2008-12-10T22:14:58.219+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Interstate 60'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kült'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Otoban 60'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><title type='text'>Otoyol 60 (Interstate 60)</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://1.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/ReyC6sLIZ8I/AAAAAAAAAAM/_Nx0zjGQbig/s1600-h/363612996_910e230164_m.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://1.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/ReyC6sLIZ8I/AAAAAAAAAAM/_Nx0zjGQbig/s320/363612996_910e230164_m.jpg" alt="" id="BLOGGER_PHOTO_ID_5038546027922614210" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div  style="text-align: justify;font-family:times new roman;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt; İnsan zihninin ne kadar karmaşık, mükemmel, sonsuz olduğuna inancım tazelendi. Bir film seyrettim hayatım değişti derler ya yalan, abartı sanırdım. Az bile söylemişler. Hayatımdaki 'en'lerden biri yer değiştirdi bu hafta sonu. En Sevdiğim Film.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;    Bu pazar Cine5'te yayınlandı Interstate 60(Otoyol 60). Tek kelimeyle müthiş bir film. Uzun süredir ismini duyuyordum ama kısmet bu güneymiş meğer. Konusu kısaca şöyle: '' &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(77, 77, 77); font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;Neal, herkesin hayatta ne yapmak isteyeceğini öğrenmeye çalıştığı bir çağ olan 23 yaşına girmektedir. Doğum günü partisinde yaşamı hakkında bir cevap almayı diler. Babasının kendisine hediye olarak aldığı arabayı görmek için dışarı çıktığı anda başına bir su kovası düşer  ve bilinçsiz bir şekilde yere yığılır. Hastanede uyandığında Neal, hayatı ile ilgili soruların cevaplarını keşfetmeye götürecek olan yolculuğuna başlar. ''&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(77, 77, 77); font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;    İşte film bu noktadan sonra başlıyor. Bu öyle bir yolculuk ki filmin kahramanının bütün ezberlerini alt üst ediyor. Neal'e aslında olmayan bir yoldan ( 60 numaralı otoyol ) geçerek(aslında tüm olay da bu geçiş sürecidir) normal hayat eşiğinde farkında olmadığı gerçeklere ulaşacağı bir görev verilir. Yolculuğu sırasında karşılaştığı kişiler ise aslında farkında olmadığı bütünü tamamlayan kahramanlardır.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(77, 77, 77); font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;    Öyle bir ilerliyor ki film, bir sonraki karede ne olacağı ve esas oğlanın neyle karşılaşacağı aklınızın ucunun kenarından geçemiyor. Film o kadar dolu ki içinde geçen felsefe ve kuramlar başdöndürücü. Paralel evren, kuantum teorisinin temeli neden-sonuç ilişkisizliği, uygarlığın dünyaya yayılma biçimi, modern toplumun gönüllü kölelerine sunduğu yaşam vs. vs.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(77, 77, 77); font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;    Filmin yapımcıları dönemin en çok seyredilen kült film '' Geleceğe Dönüş''ün yapımcıları. O filmin çılgın doktoru burada bir bilge olarak karşımızda. Diğer oyuncular ise şöyle: &lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(77, 77, 77); background-image: url(none); background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 50%; font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;James Mardsen, Gary Oldman, Amy Smart. &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(77, 77, 77); background-image: url(none); background-repeat: repeat; background-attachment: scroll; background-position: 0% 50%;font-size:100%;" &gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:100%;" &gt;Kurt Russell, Chris Cooper, Michael J. Fox gibi yıldızlar da senaryoyu çok beğendikleri için küçücük rolleriyle bu başyapıtta yerlerini almışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Müthiş bir film bence. Eminim ki her seyredeni derinden etkileyecek bir film. Mutlaka görülmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;P.S: Filmi seyredenler veya seyredecek olanlar, tesadüf sanılan olayların nasıl bir bütünün farkına varılamayan parçaları olduğunu görecekler. Bu filmle ilgili başıma gelen ilginç olay ise Cuma günü Arif ile film hakkında konuşmamız ve internetten araştırmamızın hatta hiçbir yerde bulamadığımızdan yakınmamızın ardından filmin pazar günü şifresiz bir kanalda yayınlanması oldu. İşte gerçek bu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-4417314155842838066?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/4417314155842838066/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=4417314155842838066' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/4417314155842838066'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/4417314155842838066'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/03/otoyol-60-interstate-60.html' title='Otoyol 60 (Interstate 60)'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><media:thumbnail xmlns:media='http://search.yahoo.com/mrss/' url='http://1.bp.blogspot.com/_77koNLCm-kg/ReyC6sLIZ8I/AAAAAAAAAAM/_Nx0zjGQbig/s72-c/363612996_910e230164_m.jpg' height='72' width='72'/><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-6784005103920108216</id><published>2007-02-14T12:44:00.000+02:00</published><updated>2007-02-14T13:00:34.536+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='msn'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sevgililer günü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='film'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='romantik'/><title type='text'>En Romantik 20 Film</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;     MSN  14 Şubat Sevgililer Günü nsebebiyle Romantik Film listesi yapmış ve ilk 20'yi belirlemiş. Çoğunu seyretmemiş olsam da genel olarak listeyi beğendim. Kısa zamanda eksikleri tamamlamayı umuyorum. Filmin kısa yorumlarını ve oyuncularını içeren bilgileri, MSN'den buraya alıyorum. Lazım olur:) Bu arada favorim 16 numarada yer alan 'Bugün Aslında Dündü'. İnsanın izlemezse hayatında farkında olmadığı bir eksiklik yaratacak şahane bir film.                           &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1-&lt;strong&gt;'Ay Çarpması' (Moonstruck):&lt;/strong&gt; Cher ile Nicholas Cage'in rol aldığı, Norman Jewison'ın yönettiği 1987 yapımı film, Loretta Castorini'nin Johnny Cammareri (Danny Aiello) ile nişanlanmasını, ancak onun ruh hali sürekli değişen, çılgın kardeşi Ronny (Nicolas Cage) ile tanışınca hayatının aşkını bulmasını konu alıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;2-'İlk Aşk, İlk Dans':&lt;/strong&gt; Frances 'Baby' Houseman'ın (Jennifer Grey) ailesiyle geldiği sıkıcı tatilinin dans hocası Johnny Castle (Patrick Swayze) ile tanışınca değişmesini ve ilk aşkını yaşamasını konu alan film, izleyiciyle buluştuğu dönemde fırtına gibi esmişti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;3-'Hayalet' (Ghost):&lt;/strong&gt; Molly (Demi Moore) ve Sam (Patrick Swayze), genç ve aşıktı. Ama aşkları bir gece sokakta önlerini kesen bir adamın tabancasından çıkan kurşunlarla sekteye uğradı, ama bitmedi. Sam, cinayeti aydınlatmak ve sevdiğini korumak için geri döndü... 1990 yapımı bu romantik film, aşkın gücünün ölüme bile yenilemeyeceğini gösterdi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;4-'Özel Bir Kadın' (Pretty Woman):&lt;/strong&gt; Gişe rekortmeni 1990 yapımı film, Julia Roberts'ı üne kavuşturdu. Milyoner Edward Lewis (Richard Gere) ile hayat kadını Vivian Ward'un aşkını anlatan modern 'külkedisi' filmi, aşkın statü farkı tanımadığının altını çizdi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;5-'Gregory's Girl':&lt;/strong&gt; Konusu İskoçya'da geçen filmde, genç Gregory (John Gordon Sinclair) ile okulun futbol takımına katılan Dorothy (Dee Hepburn) arasında yeşeren aşkı anlatıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;6-'Sevginin Bağladıkları' (Sleepless in Seattle):&lt;/strong&gt; Film, romantik komedilerin ünlü ikilisi Tom Hanks ile Meg Ryan'ı biraraya getirdi. Film, annesi öldükten sonra yıllarca yalnız kalan babası için eş arayan minik Jonah'ın radyoda bunu ilan etmesinin ardından bu anonstan etkilenen Annie'nin (Meg Ryan) kaderi olduğuna inandığı bu adamla buluşmaya karar vermesinin hikayesi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;7-'Harry Sally ile Tanışınca' (When Harry Met Sally):&lt;/strong&gt; Meg Ryan'ın rol aldığı bu romantik komedide de oyuncuya Billy Crystal eşlik etti. Film, yıllar boyunca sık sık değişik ortamlarda karşılaşan ve dost olan Harry ile Sally'nin sonunda birbirleri için 'ruh eşi' olduklarını anlamalarının hikayesi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;8-'Dört Nikah, Bir Cenaze' (Four Weddings and a Funeral):&lt;/strong&gt; İngiliz aktör Hugh Grant'in parladığı bu film, Charles (Hugh Grant) ve Amerikalı güzel Carrie'nin (Andie MacDowell) uzun vadeye yayılan dört nikah ile bir cenazede karşılaşmalarını ve aşık olmalarını anlatırken, aşk-evlilik ilişkisini sorgulayan ilgi çekici bir yapımdı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;9-'Roma Tatili' (Roman Holiday):&lt;/strong&gt; 1953 yapımı film, Prenses Ann (Audrey Hepburn) ile tatil için gittiği Roma'da aşık olduğu ABD'li gazeteci Joe Bradlye'nin (Gregory Peck) aşkını anlatıyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;10-'Tiffany'de Kahvaltı' (Breakfast at Tiffany's):&lt;/strong&gt; Truman Capote'un hikayesinden beyazperdeye uyarlanan filmde, Audrey Hepburn ile George Peppard kamera karşısına geçmişti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;11-'Rüzgar Gibi Geçti' (Gone with the Wind):&lt;/strong&gt; Clark Gable ve Vivien Leigh'in rol aldığı 1939 yapımı film, ABD'deki kuzey-güney savaşında geçen bir aşk öyküsünü konu alıyordu. Bu klasik romantik film, ihtiraslı Scarlett O'Hara (Leigh) ile ona delice aşık Rhett Butler'ın hikayesini anlatıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;12-'Casablanca':&lt;/strong&gt; İkinci Dünya Savaşı'nda geçen 1942 yapımı filmde Humphrey Bogart ile Ingrid Bergman kamera karşısına geçti. Savaştan kaçanların ikamet ettiği Kazablanka kentinde en popüler barı işleten Yapım, Rick Blaine ile eski aşkı Ilsa Lund'un yeniden karşılaşmasını o dönemin atmosferi içinde işledi.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;13-'Brief Encounter':&lt;/strong&gt; Filmde Celia Johnson ile Trevor Howard seyirciyle buluştu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;14-'Bridget Jones'un Günlüğü' (Bridget Jones's Diary):&lt;/strong&gt; Helen Fielding'in çok satan kitabından beyazperdeye uyarlanan filmde, 30'lu yaşlardaki kiloları ve aşktan umutsuz Bridget Jones'un (Renee Zellweger) kendine taban tabana zıt avukat Mark Darcy (Colin Firth) ile zaman zaman kahkahaya boğan aşkını anlatıyordu. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;15-'Manzaralı Oda' (A Room With A View):&lt;/strong&gt; E.M. Forster'ın 1908 tarihli hikayesinin beyazperde adaptasyonunda Julian Sands ile Helena Bonham Carter aşk yaşamıştı.'&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;16-Yarın Aslında Dündü' (Groundhog Day):&lt;/strong&gt; Film, aynı günü tekrar yaşamak zorunda kalan televizyon sunucusu Phil'in (Bill Murray) ile yapımcısı Rita'nın (Andie MacDowell) aşkını işliyordu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;17-'The Way We Were':&lt;/strong&gt; Robert Redford ile Barbra Streisand'ın kamera karşısına geçtiği film, farklı konusuyla ilgi çekmişti.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;18-'An Affair To Remember':&lt;/strong&gt; Trajik bir kaza nedeniyle buluşamayan bir çiftin öyküsünü işleyen filmde Cary Grant ile Deborah Kerr rol almıştı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;19-'Sense And Sensibility':&lt;/strong&gt; Jane Austen'ın romanından sinemaya uyarlanan filmde, Hugh Grant ile Kate Winslet seyirciyle buluştu.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;20-'Subay ve Centilmen' (An Officer and a Gentleman):&lt;/strong&gt; Richard Gere ile Debra Winger'ın rol aldığı film de listeye girdi.&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-6784005103920108216?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/6784005103920108216/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=6784005103920108216' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/6784005103920108216'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/6784005103920108216'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/02/en-romantik-20-film.html' title='En Romantik 20 Film'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-3683174984269786487</id><published>2007-02-06T16:09:00.000+02:00</published><updated>2007-02-06T16:11:40.935+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gazete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kompleks'/><title type='text'>4. Sayfa</title><content type='html'>Gazete müptelaları bilir ki gazetelerin sayfa numaraları belli konulara ayrılmıştır. Örneğin 3. sayfa cinayet haberleri, 2. sayfa dedikodu haberleri, en arka sayfa ise son sayfa güzelinin sayfasıdır. 4. sayfaya da ben isim babası olmak isterim. Bundan sonra gazetelerin 4. sayfalarının unvanı olarak ‘aşağılık komplekslerimizin tatmini sayfası’nın kullanılmasını öneriyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilmem hangi Uluslararası şirketin CEO’su der ki: ‘ Türkiye en büyük stratejik ortağımız.’ Avrupa ülkelerinden birinin tanınmış parlamenterlerinden biri buyurur: ‘ Türkiye Avrupa Birliği’nin ayrılmaz bir parçasıdır. Türkiye’siz AB düşünülemez.’ Dev otomotiv firmasının yetkilisi açıklar: ‘ Türkiye yeni üretim üssümüz.’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dördüncü sayfa, bunlara benzer hikmeti sual olunmaz insanların verdikleri ara gazlarından oluşmakta. ‘Öteki’lerin temelsiz iltifatları acaba bizi neden bu kadar mutlu ediyor anlamakta zorlanıyorum.  Niye kendi değerimizi, yabancıların bakış açılarındaki küçük iyi niyet kırıntıları ile tanımlıyoruz? Bana kalırsa bunun nedeni kendimizle ilgili yaşadığımız güven bunalımı. Daha küçültülmüş bir ölçekte, bireyler olarak bile kendimizi, hayatın içinde doğru yere oturtmakta zorlanırken, ferdi olduğumuz ülkeye, topluma şu yuvarlanmış(global) dünyada kendi düşüncemizle bir yer bulmak imkansızlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Bu imkansızlık da çoğumuzun tanımadığı, ama öteki olduğu için saygı duymak zorunda olduğu insanların övgü! dolu sözleriyle aşılmaya çalışılıyor. Her türlü olumsuzlukla boğuşmak zorunda olan insanların ağzına bir parmak bal çalınıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;            Ben artık dördüncü sayfaları hiç okumadan geçiyorum. İkiyi ve üçü daha önce silmiştim zaten. Giderek gazete okuma zamanın azalıyor anlaşılan. Belki buradan kazanacağım zamanı daha faydalı uğraşlara yöneltirim. Ne biliyim belki sabahları yayınlanan kadın programlarını falan seyrederim. Ne de olsa kendi değerimizi bu tanımadığımız amcalardan  daha iyi yansıtıyorlar!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-3683174984269786487?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/3683174984269786487/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=3683174984269786487' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/3683174984269786487'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/3683174984269786487'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/02/4-sayfa.html' title='4. Sayfa'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-518529249598638959</id><published>2007-01-29T18:52:00.000+02:00</published><updated>2007-01-29T19:02:10.944+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yin yang'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='I Ching'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='renklidefter'/><title type='text'>RENKLİDEFTER</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yeni bir platformda yazmaya başladım. &lt;a href="http://renklidefter.com"&gt;RENKLİDEFTER&lt;/a&gt;  Kişisel günlükten ziyade kültürel denemelerden oluşan bu sitede ilk yazımı tarihin en eski kitaplarından biri olan &lt;a href="http://www.renklidefter.com/2007/01/yin-yang-ve-i-ching.html"&gt;I Ching &lt;/a&gt;hakkında yazdım. Uzakdoğu felsefesinin en çok bilinen kuramlarından biri olan Yin Yang teoreminin temeli olan bu kitabın öyküsü ilginç. Umarım amaçladığı farklılığı kısa zamanda yakalar renklidefter. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-518529249598638959?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/518529249598638959/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=518529249598638959' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/518529249598638959'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/518529249598638959'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/renklidefter.html' title='RENKLİDEFTER'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-4020479821757819148</id><published>2007-01-23T20:40:00.000+02:00</published><updated>2007-01-23T20:55:38.991+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özgürlük'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Evrensel'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='doğru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fikir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='hak'/><title type='text'>Evrensel Doğrular Gelip Bizi Tırmalar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yüzyılların süzgecinden geçip günümüze kadar ulaşan, 'evrensel' doğrular gündelik hayatımızı, düşüncelerimizi alternatifsiz biçimde sıkıştırıyor. Bizi belli kalıplara hapsediyor, düşüncenin ince çatlaklarını saçma sapan bir harçla kapatıp, araya özgün fikir kırıntılarının girmesini engelliyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçen cuma Sabah'tan Mehmet Tez şu anda İngiltere'de Irkçılık suçlamasıyla karşı karşıya kalan Emre BELEZOĞLU üzerinden nefis bir yazı yazdı. Müthiş bir yazı...İşte alıntılar:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;'' Emre Belözoğlu ırkçı mı, değil mi? Küfür etti mi, etmedi mi? Bunu kesin olarak kimse bilmiyor. Kesin olan şu: Siyaseten doğruluk faşizmi, toplumları giderek daha fazla tehdit ediyorAyrımcılığın ve sabit fikirliliğin her türü toplum için tehlikedir. Hemfikirsek devam edelim. Dünya yüzyıllar boyu yaptıklarının bedelini şimdi koyduğu kesin ahlaki ve hukuki kurallarla yeni kuşaklara, yani bize ödetmeye çalışıyor. Bizi bu defa da pozitif ayrımcılığa sürükleyerek... "Kızılderilileri öldürdük. Şimdi onları koruyalım, korumazsanız kafanızı kırarız." Ya da "Zencileri sattık, ezdik, öldürdük, çalıştırdık, yüzyıllarca hayvan gibi davrandık. Şimdi onlara Afrikalı-Amerikalı diyeceksiniz. Demezseniz hapse girebilirsiniz." &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Kardeşim yapmasaydınız o zaman bizim kabahatimiz ne 2007'de, diyebilirsiniz. Ama hesap soramıyoruz ki? Bugün siyahi bir Amerikalı, beyaz patronu tarafından işten çıkarıldığında konuyu ırkçılık bağlamında ele alabiliyor. Ama işini gerçekten kötü yapıp yapmadığı ihtimali pek az akla geliyor. Yüzyılların intikamı alınıyor çünkü: "Haksız bile olsam, tarihsel nedenlerden haklıyım." Hitler üzerine çekilen yüzlerce aşağılayıcı film var. Deli, sapık, katil olduğunu öğrendik. Bu defa Hitler'i tam bir salak ve zavallı gibi gösteren yenisi çıktı. "Hayır, Hitler öyle değildi,'' deseniz, kafadan antisemit ya da ırkçısınız. Sevdiğim dizilerden Curb Your Enthusiasm'ın bir bölümünde kendisi de Yahudi olan Larry David, ıslıkla Wagner çaldığı için başka bir Yahudi tarafından neredeyse tartaklanıyordu. Hitler'in en sevdiği parçalardan biriymiş bu, bir Yahudi bunu nasıl çalarmış? Yani bu tür ayrımcılık bir Yahudi'ye, başka bir Yahudi'nin, sırf ıslıkla Wagner çaldığı için Hitler sempatizanı olduğu duygusunu yaratabilir.''&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;''...Evet, kadınlar hak ve özgürlüklerde de medeni hayatta da eşit olmalı erkeklerle. Ama yine de Meclis'te erkek sayısı az, kadın milletvekili sayısı artsın demek ne kadar doğru? Sırf kadın diye kötü bir bakanı cumhurbaşkanı diye öneren lider var. Yani tek özelliği pembe nüfus kâğıdı olanlar Meclis'te çoğunluğa geçtiğinde ülkemiz daha mı yaşanılır bir yer olacak? Ayrıca maganda erkek kadar maganda kadın da bol ülkemizde... Artık sadede geleyim. Benim anlattığım durumu siz gay, Kürt, laik, İslamcı istediğiniz kimliğe uyarlayın. Böyle yaptığımızda hiçbirimizin ne düşündüğünün, ne demek istediğimizin önemi kalmıyor. Her lafınızı açıklamak zorunda kalmanız da cabası. Daha önemlisi gerçeklerin önemi kalmıyor. Ben hortumlayayım, sonra laik olduğumu söyleyip mağdur rolü oynayayım. Ya da okulda berbat notlar alayım ama türbanlı olduğum için ayrıcalık isteyeyim. Çalıp çırpayım ama Kürt olduğum için mağdur oldum diyeyim. Emre Belözoğlu, siyahi bir futbolcuya küfür ettiği için şimdi kariyeri bitebilir. Yani ırkçılık karşıtlığı, toplum için ırkçılık kadar büyük bir tehlikeye dönüşebilir. İnsanlar hak etmedikleri derecede tecrit, mağdur ve kurban olabilir. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-4020479821757819148?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/4020479821757819148/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=4020479821757819148' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/4020479821757819148'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/4020479821757819148'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/evrensel-dorular-gelip-bizi-trmalar.html' title='Evrensel Doğrular Gelip Bizi Tırmalar'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-1228987725502555149</id><published>2007-01-17T20:08:00.000+02:00</published><updated>2007-01-17T20:12:56.585+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='umur talu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İstanbul'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='trafik'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sabah gazetesi'/><title type='text'>Okuduğum En iyi İstanbul Trafiği Yazısı</title><content type='html'>Tam da çılgına dönen İstanbul trafiği ile ilgili bir yazı yazmayı kafaya koymuşken Sabah'tan umur TALU bugün süper bir yazı yazmış. Hangi kelimeleri kullansam derdimi bu kadar iyi anlatacağım için yazıyı olduğu gibi alıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kamu hezimeti!Kurban olam amirime, şahinime. Artık nerede nasıl bir kusur işlemiş, ya kağıdı görmemiş yahut (geçmiş zaman) unutmuşsak; "Trafik cezası" tam iki yıl sonra kapıyı çaldı.Boynumuz kıldan ince. 41 YTL 20 YKRŞ'yi hemen ödeyeceğim.Çünküm bilirim ki, işte bu adalettir; parmağımızı kesen şeriattır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Amirim, şahinim, devletim böyledir işte. Semti belirtmeyeyim, şahsi olmasın; üstlerine alınmasınlar, kıl kıpırdatmasınlar.Şöyle bir yer tahayyül edin: Onca gökdelenin (ona da geleceğim!) arabası, servisi oraya boca ediliyor.Tam bir dört yol ağzıdır ama kavşak filan değil.Çünkü çarşıdır aslında.Ve bu çarşının üç bir yanını, birbirinden müstesna, mutena, mis kokulu kebapçı ile onların "vale" diyorlar ya, birbirinden alinazik parkçıları işgal etmiş, iki şeritlik sokakların birer şeridi onların cebine armağan edilmiştir.Afiyet olsun amirim; kebabı yiyen bağını sormaz.Ne cezası olur, ne hesabı.Çünkü burası dağ başı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir yer tahayyül edin: Belediyeler kaldırımlar, sakat arabaları, çocuk arabaları, küçük çocuk bisikletleri, yaşlılar filan da geçebilsin diye özel geçiş kanalları yapmışlardır.Ellerine sağlık.Ama aynı belediyeler ile trafiğim, amirim, şahinim ve tüm vatandaşlar, oraları "park yeri" haline getirir. Getirene göz yumar.Bir kentin soyulmasıdır bu. Yüzsüzlerin kenti ele geçirmesi ve yüzünüze tükürmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şöyle bir yer tahayyül edin: En büyük şehirdir, o şehirde "gelişen iş merkezi"dir, gökdelenler, plazalardır; sahipleridir ve acayip vicdanlarıdır.Devasa binalarda binlerce insan çalıştırılır. Ve maalesef özgürlük yanılsaması içindeki modern köleler, istiflenerek servislere doldurulur, dizi seyredip uyutulmak üzere evlerine elden teslim edilir, sabahları da işe bir dakika geç kalmasınlar diye itinayla paketlenip binalara koşturulur.Maaş yerine, servis verilir; mutlu olsunlar diye.Olsun. Yapılsın. Toplu bir ulaşımdır yani.Ama milyonlarca dolara plazasını dikip kat be kat rant, kar, faiz, gelir, artı değer, temettü, artık her ne ise sağlayan çok medeni, çok tüsiad müsiad, dini, ahlakı, laikliği bütün patronlar, o servis araçlarını, bilmem ne turları ana arterlere, yol ağızlarına, köprü altlarına, kendi halinde sokaklara, mahallelere, bulabildikleri her yola, her alana, her kaldırıma, kaldırım üstüne şerit şerit yığarlar. Ahlaksız, insafsız, hödük ve küstah bir kapitalizmdir! Bazen mütevazı, bazen markalı pırıl pırıl giysileriyle ofislere doldurulan arkadaşlar, bunu bir "hizmet" zanneder elbette.Ama bu "hezimet" tir. Hakiki kamunun, bizzat kendilerinin de, emeklerinin, insanlıklarının, kentlerinin, yollarının, vergilerinin gaspıdır.Hepimizi sürüngenleştiren bir üstümüzden geçme halidir.Binlerce yıllık kadim şehri kuranlar, imar edenler, fethedenler, kurtaranlar sanki bu arsızlık cemaatine "kurbandır".&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesele keşke "İstanbul'da plaka sınırlaması" olsaydı.Keşke, en yakın destekçileri arasında kenti gasp eden servisçiler de bulunan başbakanların aklına kurban olsaydık.Ama mesele, "arsızlık, vicdansızlık, acımasızlık, yüzsüzlük, küstahlık sınırlaması" dır.Mesela; medyalarında sözde trafik yakınmasında bulunan ama başka şirketleriyle araç pazarlayan ve bankalarının, plazalarının servis araçlarını hepimize ait yollara hiç utanmadan yığanların ve onlara göz yumanların cüretinin sınırlanmasıdır.TÜSİAD, üyelerinin kente tecavüzüyle ilgilensin hele. O cüreti sınırlayamıyorsanız; başbakan, bakan, vali, belediye başkanı, emniyet müdürü, trafik amiri olup konuşmayın. Korkmayın; ben cezamı öderim!&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-1228987725502555149?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/1228987725502555149/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=1228987725502555149' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/1228987725502555149'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/1228987725502555149'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/okuduum-en-iyi-istanbul-trafii-yazs.html' title='Okuduğum En iyi İstanbul Trafiği Yazısı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116876061226902169</id><published>2007-01-14T09:36:00.000+02:00</published><updated>2007-01-14T09:43:32.283+02:00</updated><title type='text'>Kafanızı Boş Ayrıntılarla Doldurmayın</title><content type='html'>Hafıza eksikliğinden şikayet edenlere bakış açımız, acımayla karışık ne kadar az şeyi hatırladıklarından ötürü şaşkınlıktan öteye geçmemiştir. Yapılan son araştırmalar ise bu sabit fikrimizi sarsacak gibi gözüküyor.  NTVMSNBC'de yayınlaman bir araştırma hafıza zayıflığına yeni bir bakış açısı ve çözüm önerisi sunuyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;'' Çok az hatırlamanın dışında, belki de sorun çok fazla şey hatırlamanızdır. Özellikle işinize yaramayacak birçok bilgiyi hatırlamak, beyninizde kalabalık ediyor olabilir. İyi bir beyin için gereken en önemli nokta, seçici olmaktır. Gerçekten ilgili noktaları alıkoyup, geri kalanları beyninizden atmaktır. Beyninizi yeniden başlatmanın yolu tam olarak bilinmese de, bir denemekte fayda var!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısa süreli görsel hafızadan bahsedersek, mesela su içtiğiniz bardağı nereye koyduğunuz, geçtiğiniz sokağın tabelası gibi görsel noktaları beynimiz sıralamaya koyar. Ve her gelen bir diğerini aşağı iterek, son 3 veya 4 görsel noktayı alıkoyar. Bu yüzden, önemsiz ayrıntıların etkili bir biçimde yapılacak olan temizlik, iyi hafıza ve kötü hafızaya sahip insanları ayıran faktörlerdendir. Yani işin aslı, aslında kötü hafızalı ve unutkan dediğimiz insanlar, iyi dediklerimize oranla, beyinlerinde daha fazla ayrıntı depoluyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sadece ilgilendikleri ve işlerine yarayacak olanlar altlarda, basit ve önemsiz her tür bilgi önde kalıyor. Gerçekten sonradan hatırlamak istediğiniz bir bilgi olduğunuda, konuya odaklanın, dikkatinizi toplayın, ve alt sıralara inmemesi için yoğunlaşın.''&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116876061226902169?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116876061226902169/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116876061226902169' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116876061226902169'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116876061226902169'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/kafanz-bo-ayrntlarla-doldurmayn.html' title='Kafanızı Boş Ayrıntılarla Doldurmayın'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116828245900114799</id><published>2007-01-08T20:40:00.000+02:00</published><updated>2007-01-08T20:54:19.023+02:00</updated><title type='text'>Eskilerin Gözde Tatil Mekanı: MALATYA</title><content type='html'>İşte Malatya Gerçeği...Eskilerin bir Antalya'sı, bir Caymen Adalarıymış zamanında da şimdi biz kıymetini bilmiyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnönü Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Maden Mühendisliği’nden Doç. Dr. Mehmet Önal ve Eğitim Fakültesi Türkçe Bölüm Başkanı Prof. Dr. Hasan Kavruk, Akçadağ ve Hekimhan ilçeleri kırsalında yaptıkları araştırmada, ‘Rudist’ adlı bir deniz canlısının fosilini günışığına çıkardıklarını söyledi. Bu fosille Malatya’nın geçmişte bir deniz olduğu tezi de kanıtlanmış oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Fosilin neslinin 70 milyon yıl önce tükendiği varsayılıyor. Dokuz Eylül Üniversitesi ve İnönü Üniversitesi ekipleri fosile Malatya’nın Akçadağ ve Hekimhan ilçeleri kırsalında rastladı. Prof. Dr. Kavruk, Malatya kırsalında bulunan söz konusu fosilin Cumhuriyet’in ilk yıllarında İstanbul Üniversitesi’nin kuruluşunda önemli miktarda para ödenerek satın alınan 78 milyon yaşındaki ‘Rudist’ fosilinin aynısı olduğu ifade etti. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;MALATYA 18 MİLYON YIL ÖNCE DENİZDİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Önal’a göre, Malatya ‘Rudist’ fosili bakımından doğal bir müze. Doç. Dr. Önal, Rudist canlısına ait fosillere dünya üzerinde ender rastlandığını belirtiyor. Malatya’nın en son 18 milyon yıl öncesinde deniz olduğunu belirten Doç. Dr. Önal, bölgede 400 milyon yıllık deniz canlılarına rastlanabildiğini iddia etti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doç. Dr. Önal, bu yılın Temmuz ayında fosille ilgili uluslararası bir sempozyum düzenleyeceklerini belirtiyor. İnönü Üniversitesi uzmanları, sempozyum sayesinde Malatya’nın fosil zenginliğinin diğer ülkelerdeki bilim insanlarıyla paylaşmayı umuyor.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116828245900114799?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116828245900114799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116828245900114799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116828245900114799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116828245900114799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/eskilerin-gzde-tatil-mekan-malatya.html' title='Eskilerin Gözde Tatil Mekanı: MALATYA'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116783015511698863</id><published>2007-01-03T15:14:00.000+02:00</published><updated>2007-01-03T15:15:55.130+02:00</updated><title type='text'>BEYNİMİZDEKİ KIYAMET</title><content type='html'>Çok merak ettiğimiz filme sonunda gittik ama açıkçası fragmanından etkilendiğimiz kadar etkilenmedik filmden. Fragmanına bakarak çok gerileceğiniz, sizi sarsacak bir film bekliyorsunuz ama film öyle değil ne yazık ki …Bilge karakterinin etrafında donuyor film, diğer karakterler için yan oyuncu demek bile zor çünkü replikleri yok denecek kadar az .. Sonuna sürpriz diyebiliriz belki ama bazılarımız en basında anlıyor nasıl biteceğini.. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     En etkilendiğim bölümü henüz yasayan insanların adlarına kazılmış mezarlarla karşılaşmaları.. Filmin sonundaki enkaz sahnesi tam bir set görüntüsünde ve her nasılsa tüm yardım kurtarma hadiseleri tek binanın önünde yoğunlaşmış … Siz benim olumsuz eleştirilerime bakmayın ve filmi mutlaka izleyin, insanın yasayacaklarını gösteriyor aslında acımasızca …&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116783015511698863?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116783015511698863/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116783015511698863' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116783015511698863'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116783015511698863'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/beynimizdeki-kiyamet.html' title='BEYNİMİZDEKİ KIYAMET'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116764349702982265</id><published>2007-01-01T11:22:00.000+02:00</published><updated>2007-01-01T11:24:57.050+02:00</updated><title type='text'>2006 Yılının En Ses Getiren Bilimsel Araştırmaları</title><content type='html'>EN ESKİ İNSANSI İSKELETİ&lt;br /&gt;Bilim insanları, 3.3 milyon yıllık bilinen en eski insansı canlının tepeden tırnağa iskeletini gün ışığına çıkardı. Etiyopya’nın Dikika bölgesinde keşfedilen iskelet, evrim tarihinde maymundan insana geçiş türlerine en güzel örneklerden biri. Bilim insanları, bu iskeletin sahibinin dik yürüdüğünü düşünüyor, buna ek olarak da ataları gibi ağaçtan ağaca zıpladığı da tahmin ediliyor. Araştırmacılar bu canlıya Selam adını verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Selam’ın vücudunun alt kısmının insanı, üst kısmının ise daha çok maymunu andırıyor. Özellikle ayaklar ve dizleri dik yürüyüşe uygun olan Selam’ın kalçası insan omuzları da gorillalara benziyor. Selam’ın boyun, iç kulak, ağız yapısı maymuna benzerken, ağaca tırmanmak için kullandığı parmakları insana göre daha kıvrımlı. Ancak Selam’ın kafatasında beyin için görece büyük bir boşluk bulunması, insansı bir özellik olarak kabul ediliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GENETİK ARAŞTIRMALAR&lt;br /&gt;Genetik araştırmalar artık sürekli gündemin başına oturacak gibi gözüküyor. Gelecek yıllarda bilim insanları hastalıkların çözümü ve insanın doğasını araştırmak için genetik araştırmalara daha fazla öne verecek.&lt;br /&gt;‘Hayatın kitabı’nın şifresi çözüldü&lt;br /&gt;Bilim insanları 1990’lı yıllardan bu yana yürüttükleri çalışmada, 3.141 geni barındıran ve kanser gibi 350 hastalığın nedeni sayılan Kromozom 1’in şifresini çözdü. İnsanın genetik şifresinde yüzde 8’ni oluşturan Kromozom 1’in genetik şifresinin çözülmesiyle elde edilen bilgiler, dünyadaki bilim insanları tarafından kanser, otizm, zihinsel ve diğer hastalıkların teşhis ve tedavisinde kullanılacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı düşündüren gen Har1F &lt;br /&gt;Bilim insanları, insan beyninin maymundan daha gelişmiş olmasını sağlayan soyut düşünceye olanak veren HAR1F adlı bir gen saptadı. İnsan beyni kendisine en çok benzeyen primatların üç katından daha büyük. Bilim insanları, HAR1F geninin birkaç milyon yıldır tüm hayvanlarda hiçbir değişime uğramazken, sadece insanda soyut düşünceyi sağlamasının nedenlerini araştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı ‘konuşturan’ gen: MGC8902&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanı hayvanlardan ayıran bir diğer özellik de konuşma yetisi. Araştırmacılar, insanlarda, hayvanlara göre çok yüksek oranda bulunan bir genin, lisan ve özfarkındalık gibi zihinsel fonksiyonları oluşturduğunu tahmin ediyor. MGC8902 adlı genin, beynin lisan, bilinç, farkındalık gibi işlevlerinden sorumlu neokorteks bölgesinin ana yapıtaşı olduğu tahmin ediliyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otizm nedeni yeni bir gen bulundu&lt;br /&gt;Paris’teki Pastör Enstitüsü uzmanları, sinir hücreleri arasında iletişimi sağlayan SHANK3 adlı bir genin otizme neden olabileceğini gösterdi. Kanadalı araştırmacılar, birinci tip şeker hastalığının kaynağını bularak farelerde bu hastalığı iyileştirmeyi başardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;530 milyon yıllık gen yeniden yaratıldı&lt;br /&gt;Bilim insanları denek fareleriyle yapılan bir araştırmada 530 milyon yıllık bir geni, bu genin türevi iki ayrı geni kullanarak laboratuvarda yeniden oluşturdu. Araştırmacılar, mevcut genlerdeki mutasyonlardan geriye doğru giderek, yeni bir farenin solunum ve yüz kaslarını düzenleyen Hox1 orijinal geniyle doğmasını sağladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;KÖK HÜCRE ARAŞTIRMALARI&lt;br /&gt;Bilim insanları, hücre bölünmesi kendiliğinden durmuş insan embriyonundan kök hücre elde ettiklerini açıkladı. Bilim dünyasında, insan embriyonlarını öldürdüğü için kök hücrenin etik olmadığı tartışmalarına belki de bir son verebilecek olan bu gelişmenin, embriyondan kök hücre elde edilmesinde yeni bir çığır açabileceği belirtiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilim insanları kök hücre dışında bazı özel hücre tipleriyle de klonlama yapılabileceğini varsayıyor. 2006 yılı içinde kök hücre kullanmadan sadece akyuvar hücresinden klonlama yapmayı başarıldı. Başka bir araştırmada da özel bir sinir hücresi tipinin, beyindeki diğer sinir hücrelerinin yerini alabileceği kanıtlandı. Hasarlı beyin dokularını onaracak tedaviler geliştirilmesi için yeni tekniğin, insanlar üzerinde denenmesi gerekiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;GÖRME ENGELİ BİRGÜN AŞILACAK&lt;br /&gt;2006’da görme engeli konusunda önemli gelişmeler yaşandı, bilim insanları bir yandan görme yeteneğinin güçlendirilmesi için uğraşırken, bir yandan da görme engelliler için yardımcı cihazlar geliştiriyor.&lt;br /&gt;Kök hücreden retina nakli başarıldı&lt;br /&gt;Görme özürlü farelerde yapılan bir deneyde, retina hücresi nakli sayesinde görme sinirleri aktif hale geldi. Denek farelerinin ışığa karşı duyarlılığının arttığı ve optik sinirlerin beyinle iletişime girdiği belirlendi. &lt;br /&gt;Retinayı uyaran mekanizma&lt;br /&gt;Bilim insanları, retina bozukluğuna karşı ışığa duyarlı retina bölümündeki hücreleri uyaran bir yöntem geliştirdi. Biyonik göz olarak tanımlanan mekanizmada, göz yüzeyine dış etkenlerle uyarılan mikroelektrotlar yerleştiriliyor, veriler bilgisayar aracılığıyla deneğe takılan bu mikroelektrotlara aktarıyor. Mikroelektrotlar, optik sinirlere bilgiyi ileten retina tabakasını uyarıyor. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Görme özürlüler alnıyla görecek&lt;br /&gt;Görme özürlü kişiler için geliştirilen şapka benzeri bir cihaz, alındaki görme sinirlerini uyararak, bakılan nesneleri görselleştirmeye yardım ediyor. Japon uzmanların geliştirdiği ve deneme aşamasındaki görüş şapkası, nesneleri siyah-beyaz görmeye yarıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;SOYUT DEĞERLERİN BEYİNDEKİ YERİ&lt;br /&gt;Beynin soyut kavramlarıyla ilgili yeni araştırmalar tanrı ve adalet duygularının varlığını sorguluyor.&lt;br /&gt;Tanrı inancı, aşk ve anaçlıkla ilişkili&lt;br /&gt;Bilim insanları tanrı inancı söz konusu olduğunda, beyinde en faal bölümün ise romantizm ve anaçlıktan sorumlu kaudat nükleus olduğunu gösterdi. Beyinde tanrı inancına özgü bir bölümden ziyade, beynin farklı bölümlerinin eşzamanlı devreye girmesinden kaynaklandığı ortaya çıktı. Bu teze göre, insanın kendinden aşkın bir güce kavuşma dürtüsü için özel bir bölüm yok.&lt;br /&gt;Adalet beyinde başlıyor&lt;br /&gt;Araştırmacılar beyinde, adalet ve hakkaniyet duygusunu yöneten bir odanın insanın kişisel çıkar dürtüsünü bastırdığını belirledi. İnsanların, adalet ve hakkaniyet duygusuna sahip tek hayvan türü olduğu varsayılıyor. Evrim biyolojisi çerçevesinde, adalet ve hakkaniyet duygularının, kişiye üreme veya hayatta kalma gibi salt biyolojik manada direkt bir çıkar sağlamamasına karşın, insanda bu dürtülerin var olduğunu vurgulanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYVAN VE İNSAN HÜCRELERİ DENEYLERDE BİR ARADA&lt;br /&gt;Bilim insanları hayvanlar üzerinde de genetik araştırmalar yapıyor, hayvanlara alınan sonuçlar insanlarla ilgili gelişmelere örnek teşkil edecek. Deneylerde insan hücrelerinin hayvanlara verilmesi giderek daha çok tartışılıyor. Uzmanlar, Parkinson hastası maymunların beynine insan hücreleri enjekte ediyor. Maymunlarda gözlemlenen değişimlerden, insanlar için bir ilacın yapımında yararlanılacak. ABD’de bir araştırmada, insan embriyonları tavşan yumurtalarına yerleştirildi, Çin’de de özel bir araştırma kliniğinde keçilerin organlarına insandan alınan kan hücreleri verildi. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngiliz uzmanlar ise, insan DNA’sı ve inek yumurtalarını birleştirerek melez embriyon yaratmak için İngiliz hükümetinden izin aldı. İnsan ve hayvan melezi olacak embriyonlar, kök hücre çalışmalarında değerlendirilecek. Bu embriyonların fazla gelişmemesi için 1 hafta içinde imha edilecekler. Ortaya çıkacak olan embriyon yüzde 99.9 insan olacak, yani bilimsel olarak ‘yarı hayvan yarı insan’ olacak. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;HAYVAN KLONLAMA&lt;br /&gt;Hayvan klonlamayla ilgili bir haber komşu İran’dan geldi. İran’da bilim insanları iki kez koyun klonladı. İlk koyun doğumdan 5 dakika sonra solunum problemi nedeniyle ölürken, ikinci denemedeki koyun hayatta kalmayı başardı. Ülkeyi yöneten Şii dini liderler hayvanlarla yapılan klonlama deneylerinin ‘caiz’ olduğunu açıklarken, insanlar üzerinde yapılan deneylere ise karşı çıkıyor. Güney Kore’nin en büyük üniversitelerinden Seul Ulusal Üniversitesi uzmanları, dişi köpeği klonlamayı başardı.&lt;br /&gt;Dünyanın ilk klon kedisi anne oldu&lt;br /&gt;ABD’de ise 2001 yılında klonlama yoluyla dünyaya gelen bir kedi, doğal bir erkek kediden üç yavru doğurdu. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NÜKLEER FÜZYON&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanoğlunun yüzyıllık hayali, tükenmez enerji üretme yolunda en büyük adım Uluslararası Termo-Nükleer Füzyon Projesi, Paris’ta yapılan bir törenle imzalandı. Avrupa Birliği, ABD, Rusya, Japonya, Çin, Güney Kore ve Hindistan’ın katılımıyla yaşama geçirilecek olan nükleer füzyon projesi, ilk nükleer füzyonu 2040’ta yapacak. Nükleer füzyon, 1 litre deniz suyundan 1 litre petrole eşdeğer enerji üretibilecek.&lt;br /&gt;Çin, füzyon deneyi gerçekleştirdi&lt;br /&gt;Öte yandan Çinli araştırmacılar, ülkenin ilk füzyon deneyinde plazma üretmeyi başardıklarını açıkladı. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;NEANDERTALLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Antropologlar insanın atasıyla akrabalığı olduğu bilinen Neandertallerin genetik haritasını çıkarıyor. Bilim insanları, 38.000 yıllık bir Neandertal’in DNA’larını tek bir kemik üzerinden yeniden yapılandırdı. Araştırmada insan ile Neandertal DNA’sı arasında yüzde 99.9’a varan benzerlik bulundu. Neandertal iskeletleri üzerinde yaptığı araştırmada, insanın atalarıyla Neandertaller’in çiftleştiklerini ortaya çıkardı. Teoriye göre, bugünkü Avrupa halklarında Neandertal atalarından genetik kalıntılar olabilir.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116764349702982265?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116764349702982265/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116764349702982265' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116764349702982265'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116764349702982265'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2007/01/2006-ylnn-en-ses-getiren-bilimsel.html' title='2006 Yılının En Ses Getiren Bilimsel Araştırmaları'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116755570495982109</id><published>2006-12-31T10:56:00.000+02:00</published><updated>2006-12-31T11:01:44.970+02:00</updated><title type='text'>Bayramınız ve Yeni Yılınız Kutlu Olsun</title><content type='html'>Bu yazının ulaştığı herkesin bayramını ve yeni yılını kutluyorum...Dilerim gerçekleşmesine en çok ihtiyacınızın olduğu dilekten başlayarak tüm hayalleriniz gerçek olur.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116755570495982109?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116755570495982109/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116755570495982109' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116755570495982109'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116755570495982109'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/bayramnz-ve-yeni-ylnz-kutlu-olsun.html' title='Bayramınız ve Yeni Yılınız Kutlu Olsun'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116747580418642019</id><published>2006-12-30T12:30:00.000+02:00</published><updated>2006-12-30T12:56:12.280+02:00</updated><title type='text'>2006 Yılının En İyi Filmi: PRESTİJ</title><content type='html'>2006'nın en iyi filmi 2 haftadır vizyonda: PERSTİJ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Akıl Defteri'nin yönetmeni  Christopher Nolan, senarist kardeşi (Jonathan Nolan) ile hafızalarımıza kazınacak yeni bir ilme imza atmışlar. İşte filmin konusu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;     Her şey yüzyılın başında, hızla değişen Londra'da başlar. Sihirbazların ünlü ve en üst mertebede idol olarak kabul edildikleri bir zamanda, iki genç sihirbaz şöhrete giden yolu çizmeye başlarlar. Gösterişli, sofistike Robert Angier (Hugh Jackman) tam bir şovmenken, yontulmamış ve gelenekçi Alfred Borden (Christian Bale) sihirli fikirlerini gösterme yeteneğinden yoksun, yaratıcı bir dahidir. Birbirlerini takdir eden arkadaşlar ve ortaklar olarak yola çıkarlar. &lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Ama en büyük numaraları ters gidince, aralarında ömür boyu sürecek bir düşmanlık başlar; ikisi de bir diğerini geçme ve altüst etme niyetindedir. Sürdürdükleri aşırı rekabet, her numarayla, her gösteriyle daha da büyür; ta ki sınır tanımayana, hatta elektriğin yeni ve inanılmaz güçlerini ve Nikola Tesla'nın bilimsel dehasını işin içine dahil edene dek... Herkesin hayatı pamuk ipliğine bağlıdır. El çabukluğuyla sunulan sarsıcı sürprizlerle dolu film; inancın güvenin ve mümkün olanın en uzak, en karanlık sınırlarının keşfedildiği heyecan dolu bir dünyaya dalar.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116747580418642019?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116747580418642019/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116747580418642019' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116747580418642019'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116747580418642019'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/2006-ylnn-en-iyi-filmi-prestij.html' title='2006 Yılının En İyi Filmi: PRESTİJ'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116696223208044116</id><published>2006-12-24T14:05:00.000+02:00</published><updated>2006-12-24T14:10:32.103+02:00</updated><title type='text'>KÜÇÜK KIYAMET HAKKINDA BİRAZ DAHA</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Filmin odağında Başak Köklükaya'nın canlandırdığı Bilge karakteri var. Bilge, eşi Zeki, kızı Eda ve yeni doğmuş bebeği Alp ile birlikte İstanbul'da rahat ve konforlu bir hayat yaşamaktadır. Fakat inşaat mühendisi olan eşinin yoğun iş programı yüzünden uzun zamandır ailecek tatile gidememişlerdir. Bu amaçla Fethiye'de bir villa kiralayan aileye Bilge'nin yeğenleri Didem ve Bora da katılır. Ertesi günün sabahında İstanbul'dan yola çıkacak olan aile güzel bir yemekten sonra uykuya dalar. Onlar uykudayken büyük bir deprem olur. Deprem kısa sürer ama sarsıntılardan etkilenen aile, bir an evvel İstanbul'dan ve yaşadıkları bu 'küçük kıyamet'ten uzaklaşmak için yola çıkar. Fethiye'de tuttukları villada onları, evin bakıcısı Ali karşılar. Bir dağ başına kurulmuş bu lüks villa, havuzuyla, bahçesiyle ve dekorasyonuyla ilk bakışta muhteşem görünür. Ama evin karşısında görünen mezarlık onları hemen huzursuz etmeye başlar. İstanbul'da depremin yarattığı kaos ortamı sürmektedir. Annesini 17 Ağustos 1999 depreminde kaybeden Bilge, İstanbul'da yaşadığı sarsıntılardan fazlasıyla etkilenmiş ve tekinsiz kabuslar görmeye başlamıştır. İstanbul'daki tehlikeden kaçan Bilge, bu hayallerin de etkisiyle geldikleri yerde daha büyük bir tehlikenin onları tehdit ettiğini düşünmeye başlar.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;strong&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/blockquote&gt;'Küçük Kıyamet'in anlamı ne?&lt;/strong&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Küçük Kıyamet", yıllar önce, 10 Eylül 1509'da Marmara Denizi'nde Adaları yakınlarında meydana gelen şiddetli depremden yola çıkılarak konmuş. Bugün yapılan tahminlere göre 7.5'ten büyük olan bu depremin şiddetinin 8 veya daha üzerinde olduğunu iddia eden uzmanlar da var. Halk bu deprem sırasında öyle bir korku ve panik yaşamış ki, depreme "kıyamet-i suğra" yani "küçük kıyamet" adını takmışlar. O zamanlarda depremlerin doğal sebeplerden meydana geldiği bilinmiyordu. Sarsıntılar, ilahi gücün gazabı olarak nitelendiriliyor ve bunlara halkın işlediği günahların neden olduğu düşünülüyordu.'Küçük Kıyamet' olarak anılan bu depremde 160.000 nüfus ve 35.000 yerleşim birimi bulunan İstanbul'da içinde Osmanlı hanedanının bazı üyelerinin de bulunduğu 4000'den fazla kişi ölmüş, 1000 tane ev tamamen yıkılmıştır.Küçük kıyamet'in tek anlamı bu değil. 'Küçük Kıyamet' aynı zamanda tasavvufta kişinin ölümüne verilen isim. Ölüm, ölüm anı, ölüm hali, ecel gibi anlamları da vardır. Büyük kıyamet dünyanın sonu iken, küçük kıyamet bir canlının sonu anlamına gelir. İslam felsefesinde de ölümü ifade eden bir terimdir.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116696223208044116?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116696223208044116/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116696223208044116' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116696223208044116'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116696223208044116'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/kk-kiyamet-hakkinda-biraz-daha.html' title='KÜÇÜK KIYAMET HAKKINDA BİRAZ DAHA'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116690999859591436</id><published>2006-12-23T23:32:00.000+02:00</published><updated>2006-12-23T23:39:58.610+02:00</updated><title type='text'>Dehanın Formülü Neymiş?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Ben neden şundan zeki değilim, adaletsizlik daha doğuştan kardeşim deyip isyan edenler, bütün bahanelerinizi elinizden aldılar. Nasıl mı? İşte böyle:&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;p align="justify"&gt;Dahi bir çocuk yetiştirmenin yolu aslında zeka, eğitim, sevgi dolu bir aile ortamı ve çalışkanlık gibi bilindik kurallar, ancak işin sırrı bunların nasıl kombine edileceğinde. Bilim insanları bunun formülünü araştırdı. Saygın Perspectives on Psychological Science adlı dergide yayımlanan 35 yılı kapsayan bir çalışmada, 5.000’den fazla matematik yeteneği yüksek genç 12 yaşından itibaren sürekli takip edildi. Gençlerin başarısı ilerki yaşlarda yaptıkları çalışmalar, kazandıkları dereceler ve diplomalar ve buldukları patentler gibi unsurlarla ölçüldü.&lt;/p&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Araştırmaya katılan bilim insanlarından Vanderbilt Üniversitesi uzmanı David Lubinski, matematik ve benzeri konularda zekanın başlangıçta işe yaradığını, ancak ve ancak, zekanın üstüne eğitim, fedakarlık ve çalışkanlık konmadığında zekanın köreldiğini vurguluyor. Lubinski, eğitim ve çalışkanlığın zekaya katkısının doğuştan gelen yeteneği aşabildiğini belirtiyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Araştırmada öne çıkan gençlerin çoğunlukla sevgi dolu ve güven verici aile ortamlarında yetişmiş olduklarına dikkat çekiliyor. Eğitim ve sosyal rehberlik gibi dış faktörler zekanın gelişmesi kadar karakterin de gelişmesine olanak sağladığı için, çocuğun daha çalışkan olmasını, dolayısıyla da kendi yeteneklerini daha iyi öne çıkarmasını sağlıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;blockquote&gt;&lt;/blockquote&gt;Lubinski, en zeki çocuklar arasında bireysel farklılıkların eğitim ve rehberlik gibi dış faktörlerle belirlendiğini, avantajın iyi öğretmen ve çocuğa rahat veren bir ev hayatından geçtiğini ifade ediyor. Ebeveynlerin gençlere gösterdiği kişisel saygı ve güven, gençte çalışkanlık duygusunu artırıyor, bu da zekanın potansiyelini gerçekleştirmesini katkıda bulunuyor.Lubinski, zeka ile patent ve doktora alma arasında doğru orantı olduğunu, daha zekilerin kariyer olarak daha yüksek başarı gösterdiğini dile getiriyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116690999859591436?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116690999859591436/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116690999859591436' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116690999859591436'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116690999859591436'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/dehann-forml-neymi.html' title='Dehanın Formülü Neymiş?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116651610550892913</id><published>2006-12-19T10:12:00.000+02:00</published><updated>2006-12-19T10:15:05.520+02:00</updated><title type='text'>Eurovision Şarkı Yarışmasına Mehter Takımı Gitsin</title><content type='html'>Eurovision Şarkı Yarışması’nda Türkiye’yi temsil edecek şarkıcının ismi nihayet açıklandı: Kenan Doğulu. Oysa 2-3 ay önce adı geçen adaylar ne kadar farklıydı. Manga, Duman, Mor ve Ötesi. Sanırım bu gruplar, yarışmayı geçen sene kazanan rockçılara kurban gitti. Geçen sene yarışmanın sıkıcılığına bir tepki olarak yarışmayı kazanan bu grubun marjinalliği, bu sene bu sert çıkışın telafi edileceği görüşünü doğurdu. Hal böyle olunca, bizim rockçı gruplar saf dışı kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, çakkıdı Kenan doğru bir tercih mi acaba? Bence Türkiye’nin adayı olarak yerinde ama Kenan Doğulu açısından oldukça riskli bir seçim. Dünyadaki Rep müzik hareketinin yükselişine paralel olarak, çakkıdı tarzı bir şarkı ile başarılı olabileceğini düşünüyorum. Ancak geçen yılki aşırılıktan sonra soft bir şarkı da parsayı toplayabilir. Ya da en iyisi, 10.Yıl Marşı bestesini yeniden yapıp, yeni diye yutturduktan sonra Mehter Takımını o haşmetli kıyafetleriyle birlikte arkasına ‘saz heyeti’ diye alıp ortalığı sarsmak. Tabi bu, Avrupalıların Viyana Kapıları kabuslarını hatırlatıp,  zaten sayılı ülkelerden aldığımız oyların kaybına mı yoksa yeni nesilin bunlardan haberi olmadığı için bu durumu sallamamalarına mı yol açar tam kestiremiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Durum yarışmacımız açısından ise daha karışık. Tam kendini piyasadan çekip ulaşılmaz triplerine büründüğü sırada, ilginin tam göbeğine oturacak. Bence onun için erken bir zaman. Nedeni muhtemel bir başarısızlıkta, yeni kalıp tutmaya başlayan imajının yerle bir olacak olması. Avrupalıların artık neredeyse umursamadığı bu modası geçmiş yarışmanın, bizde  fetih muamelesi görmesi nedeniyle vakti zamanında başarısız olan adaylar, durumu kurtarmak için yıllarını vermişler. Mesela, MFÖ baya bir ortalıkta gözükmemiş, Ajda Pekkan yıllarca benzin istasyonlarına girememiş vs. Ancak bu isimler, yarışmaya katıldıkları anda bile zaten o dönemin yıldızlarıymış. Buna rağmen çok ciddi sarsılmışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kenan Doğulu bu işi başarırsa, ona getirisi inanılmaz olur ancak işler yolunda gitmez ise kaybedecekleri kendinden önceki mağluplara göre ulu olur. Neyse önerimi tekrarlıyorum. ‘Çıktık açık alınla….’ İki ileri bir geri….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116651610550892913?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116651610550892913/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116651610550892913' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116651610550892913'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116651610550892913'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/eurovision-ark-yarmasna-mehter-takm.html' title='Eurovision Şarkı Yarışmasına Mehter Takımı Gitsin'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116627970082480022</id><published>2006-12-16T16:16:00.000+02:00</published><updated>2006-12-17T18:42:07.606+02:00</updated><title type='text'>İngilizce Öğrenenlere Kaynak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Yabancı dil öğrenmek ne kadar zordur bilirim. Çok da nankördür ayrıca, o dilin kültürü içinde yaşamadığımız için ne kadar pratik yapsak da ilgilenmeyi kestiğimiz anda bir çok bilgi uçup gider.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu durumdan kurtulmanın en iyi yolu, yabancı dili bir hobi gibi görüp, ilgimizi zaman zaman seviyesini düşürsek de hiç eksik etmemek. Bunu başarmanın anahtarı da gramer gibi sıkıcı çalışma tekniklerinden çok, farklı görsel kaynaklara ulaşmaktır.Bu konuda iki önerim olacak.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İlki &lt;a href="http://www.gutenberg.org/wiki/Main_Page"&gt;Gutenberg Projesi.&lt;/a&gt; Bu proje dünyanın tanınmış yazarlarının kitaplarını elektronik ortama aktarıp ücretsiz şekilde kamuya açmaktır.Şu anda oldukça kalabalık bir kütüphanesi var. İlla ki ingilizce olarak birşeyler okunacaksa, en azından daha önce anadilinizde okuduğunuz ve bayıldığınız bir kitabın İngilizcesini okumak daha az sıkılmanıza yardımcı olabilir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İkincisi ise &lt;a href="http://www.bbc.co.uk/turkish/learningenglish/"&gt;BBC Türkçe Servisi'nin sitesi&lt;/a&gt;. Burada güncel haberler, ingilizce olarak dillendirilmiş. Ayrıca birçok yaratıcı kaynak var. Bulmacalar, testler, oyunlar...İngilizcenizi sınayacağınız bir bölümü bile var. Dinlemek, yabancı dil öğrenmenin olmazsa olmazı. Bu bakımdan şahane bir kaynak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116627970082480022?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116627970082480022/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116627970082480022' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116627970082480022'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116627970082480022'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/ingilizce-renenlere-kaynak.html' title='İngilizce Öğrenenlere Kaynak'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116620662085820530</id><published>2006-12-15T20:00:00.000+02:00</published><updated>2006-12-16T16:07:05.626+02:00</updated><title type='text'>Işık Medeniyetin Simgesidir</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Da Vinci'nin Şifresi'ni okuyanlar Güneş'in insanların toplumsal hayatını nasıl etkilediği hakkında oldukça ayrıntılı bilgiye sahip olmuştur. Pagan sembollerin hala geçerliliğini koruduğu, haftasonu tatilinin pazar günü ( sun day) yani paganların ayin günü olması örneği ile anlatılmakta. Işığın bu gücü, insanlar için bilinmeyeni bilinen yapmasından kaynaklanır. Toplumsal hayatın süresi, ışığın insanların hayatını aydınlatması ile uzamıştır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Avrupa şehirlerini anlatan bir programda, özellikle İskandinav ülkelerindeki şehircilik anlatılırken ışıklandırmanın ne kadar önemli olduğu anlatılıyordu. Gerçekten de öyle bir kullanmışlar ki ışığı, şehrin tüm bölgeleri akşam olduğunda sanki bir panayır yerini andırır hale geliyor. Bu durum yalnızca kullanılan ışık kaynaklarının çokluğu ile değil, kaynakları bir mantık içinde, birbirini kesmeyerek ve etkinliği maksimuma çıkararak sağlanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçen gün Ankara dönüşü, İstanbul Boğazı'nın Karadeniz'e yakın kısmından geçişi sağlayan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü'nden geçerken İstanbul'un büyük bir karanlık içinde olduğunu farkettim. Rumeli tarafı kısmen daha aydınlık olsa da Anadolu tarafı derin bir siyahlığın içine gömülmüştü. Dünyanın ender güzelliklerinden biri olan Boğaz'ın bu kadar kötü aydınlatılması ne kadar hayalkırıcı bir şey.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Başka bir medeniyetin elinde olsaydı, nasıl olurdu diye düşünmeden edemedim. Demekki aydınlanmayı, sadece kelime anlamıyla bile becerememişiz. Çok üzücü...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116620662085820530?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116620662085820530/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116620662085820530' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116620662085820530'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116620662085820530'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/ik-medeniyetin-simgesidir.html' title='Işık Medeniyetin Simgesidir'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116577994905894352</id><published>2006-12-10T21:33:00.000+02:00</published><updated>2006-12-11T18:27:50.466+02:00</updated><title type='text'>Küçük Kıyamet</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Sınav'ı seyrettim geçen gün ve bayıldım. Özellikle müzikleri harika olmuş. Son karelerde karakterlerden birisinin annesini kaybettiği sırada çalan Göksel ve Manga düetinin ürünü 'Dursun Zaman' bir kez daha hayranlığımı kazandı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Fragmanlarda ise Küçük Kıyamet isimli yeni bir Türk filminin tanıtımını gördüm. İlk izlenimi süper oldu bende. İşte filmle ilgili ilk bilgiler. Seyrettikten sonra tekrar görüşelim.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Oyuncular &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Başak Köklükaya (Bilge) , Cansel Elçin (Zeki) , Binnur Kaya (Filiz) , İlker Aksum (Ali) , Bora Akkaş (Batu) , Serra Gürgünlü (Eda) , Ece Ekşi (Didem) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İstanbul'da sıklıkla meydana gelen sarsıntılar, annesini depremde kaybeden Bilge için katlanılmaz hale gelmiştir. Olması beklenen büyük depremin de korkusunu sürekli üzerinde hisseden Bilge, artık bu şehirde daha fazla yaşayamayacağına karar verir. Yeğenlerini de yanlarına alarak ufak bir güney kasabasına taşınan aile, burada da hiç beklemedikleri olaylarla karşılaşır. Başlarına gelen son derece esrarengiz olaylar, kaçtıkları korkuları ile onları, burada da yüzleşmek zorunda bırakacaktır. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;*Taylan Kardeşler*, bu filmin alışılagelmiş felaket filmlerinin dışında bir film olacağını ve amaçlarının filmi karakterler üzerinden işlemek değil, insanın doğa karşısındaki acizliğini göstermek olduğunu belirtiyorlar.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116577994905894352?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116577994905894352/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116577994905894352' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116577994905894352'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116577994905894352'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/kk-kyamet.html' title='Küçük Kıyamet'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116573395801978081</id><published>2006-12-10T08:56:00.000+02:00</published><updated>2006-12-10T09:01:19.733+02:00</updated><title type='text'>Kim Çelik Gibi Karın Kaslarına Sahip Olmak İstemez Ki ?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Televizyonda gösterilen doğrudan satış reklamların büyük bir çoğunluğu, zayıflama aletlerine ait. Şimdi fit olmuş abla ve amcaların, aleti kullanmadan önceki halleri siyah beyaz karelerle iğrenç bir şekilde gösteriliyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;Mekik çekmeye yardımcı bir cihaz satarken, bunun gibi olacaksınız dedikleri abi’de öyle bir kas var k,i baba yıllarını body salonlarına vermiş belli. Örnek hanım kızımız da aynen. Sanki vücut geliştirme şampiyonasından fırlamış da reklam çekimine gelmiş gibi. Zaten alet bunlar da o kadar iğreti duruyor ki kimsenin inanası gelmiyor,  bu zebellahlar bu aleti kullandı da böyle oldu diye. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Reklamla ilgili bir ilginç bir şey de ,sadece Türkçe çevirisinde mi geçiyor bilmiyorum ama, Türk tüketicileri can evinden vurmak için kullandıkları slogan. ‘‘ Çok az çalışarak siz de çelik gibi kaslara sahip olabilirsiniz.’’ Müthiş. Cuk! Daha doğru vurgu ne olabilirdi ki. Sırf bu özelliğinden ötürü denenmeyi hak ediyor. Zayıflamanın bile kestirmeden olanını tercih ediyoruz. Pes.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116573395801978081?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116573395801978081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116573395801978081' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116573395801978081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116573395801978081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/kim-elik-gibi-karn-kaslarna-sahip.html' title='Kim Çelik Gibi Karın Kaslarına Sahip Olmak İstemez Ki ?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116495756574380595</id><published>2006-12-01T09:18:00.000+02:00</published><updated>2006-12-01T09:19:25.746+02:00</updated><title type='text'>Çocuğunuzun Zekasını Arttırmak Elinizde</title><content type='html'>Sabah'tan Emre Aköz'ün yazısından alıntıdır. Çok önemli bir konu bence.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD eğitim sistemini yönetenlerin en ciddi dertlerinden biri orta ve üst sınıflara mensup ailelerin çocukları (ki çoğu beyaz ) ile fakir ailelerden gelen çocukların (ki çoğu siyah ya da Hispanik ) arasındaki uçurum... 'Açığı nasıl kapatırız' diye kafa yorarken sürüyle araştırma yapıyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu araştırmalardan birini, Kansas Üniversitesi'nden Betty Hart ve Todd R. Risley gerçekleştirdi. İki psikolog fakir ve varlıklı ailelerin çocuklarıyla olan ilişkilerini derinlemesine inceledi.Sonuç çok çarpıcı:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;*İki sınıf arasında ciddi bir kelime dağarcığı farkı var. Mesela ebeveyni profesyonel (avukat, doktor, yönetici, vs.) olan 3 yaşındaki bir çocuk 1100 kelime biliyor. Fakir aile çocuğunda ise bu sayı 525'e düşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Çocukların zekâsı ile kelime dağarcığı arasında yakın bir ilişki var. Varlıklıprofesyonel ailelerin çocuklarının zekâ katsayısı 117, fakirlerinki ise 79 . (Tabii bunlar ortalamalar.) Hart ve Risley araştırmayı daha da derinleştirince şunu fark ediyorlar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Bir saat içinde, varlıklı anne babalar çocuklarına 487 kez ' hitap' (tek kelime de olabilir bu, uzun bir cümle de) ediyor. Fakir anne babalarda ise sayı saat başına 178'e düşüyor.Araştırmacılar bu hitapların olumlu mu, olumsuz mu, destekleyici mi, köstekleyici mi olduğunu da incelemiş. Sonuç:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Varlıklıprofesyonel ailenin çocuğu, 3 yaşına kadar 500 bin olumlu, destekleyici, teşvik edici söz duyuyor. Engelleyici, köstekleyici, durdurucu söz sayısı ise 80 bin .&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;* Fakir ailelerin çocukları ise 3 yaşına kadar 75 bin destekleyici, olumlu söz işitiyor. Buna karşılık duydukları köstekleyici söz sayısı 200 bin ! Bu veriler çok önemli. Çünkü kelime hazinesi zengin olan ve destekleyici biçimde hitap edilen çocuklar daha zeki oluyor. Ayrıca bu çocuklar büyüdüklerinde başarıyı daha kolay yakalıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyaya belli bir zekâ kapasitesiyle geliyoruz. Diyelim ki potansiyel zekânız 120 . Eğer iyi işlenmezse zekânız faraza 110'da kalıyor.Buna karşılık kişiyi motive eden, hareketli, canlı, etkileşimi zengin ortamlar zekâmızı tam kapasiteye çıkartıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kıssadan hisse: Eğer çocuğunuzun zeki olmasını istiyorsanız onunla bol bol konuşun. Ayrıca ' dur', ' yapma', ' kaka' gibi olumsuzkısıtlayıcı sözleri az kullanmaya... Buna karşılık ' aferin', ' haydi', ' güzel' gibi sözleri daha çok kullanmaya çalışın.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116495756574380595?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116495756574380595/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116495756574380595' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116495756574380595'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116495756574380595'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/12/ocuunuzun-zekasn-arttrmak-elinizde.html' title='Çocuğunuzun Zekasını Arttırmak Elinizde'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116487098371374412</id><published>2006-11-30T09:15:00.000+02:00</published><updated>2006-11-30T09:16:23.726+02:00</updated><title type='text'>Fantezi Futbol Fırtınası</title><content type='html'>Tüm erkeklerin ortak olarak yegane uzmanlık konusu olan futbol konusunda son zamanlarda haber kanallarının internet siteleri vasıtasıyla bir meydan okuma yarışı almış başını gidiyor.Söz artık icraatın ilkesinden yola çıkan fantezi futbol oyunları ile kendi takımınızı kuruyor, çeşitli kurallara göre takımınız kazandıkça puan alıyorsunuz, sıralamaya da girerseniz alemde karizmanız tavan yapıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları bir araya getireyim de bizim de camiaya bir katkımız olsun. Gerçi isminin başına 'Fantezi' ibaresi konularak bu ciddi! iş sulandırılmış ama yine de artık rakamların konuşması açısından olumlu bir gelişme olarak kabul edebiliriz bu olayı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Milliyet Fantezi Futbol: &lt;a href="http://futbol.milliyet.com.tr/Default.aspx"&gt;http://futbol.milliyet.com.tr/Default.aspx&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Cnn Turk Fantezi Futbol: &lt;a href="http://fantezifutbol.cnnturk.com.tr/Site/Default.aspx"&gt;http://fantezifutbol.cnnturk.com.tr/Site/Default.aspx&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Ntvmsnbc Fantezi Futbol: &lt;a href="http://fantezifutbol.ntvmsnbc.com/Default.asp"&gt;http://fantezifutbol.ntvmsnbc.com/Default.asp&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;Fanatikligi: &lt;a href="http://www.fanatikligi.com/"&gt;http://www.fanatikligi.com&lt;/a&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116487098371374412?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116487098371374412/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116487098371374412' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116487098371374412'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116487098371374412'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/11/fantezi-futbol-frtnas_30.html' title='Fantezi Futbol Fırtınası'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116479178604099135</id><published>2006-11-29T11:12:00.000+02:00</published><updated>2006-12-01T09:15:44.896+02:00</updated><title type='text'>İşte Gerçek</title><content type='html'>Yıllardır söyelenip durulan ama havada kalan, erkeklerin öteden beri iman ettiği kadınların sallamadığı gerçek artık bilimsel olarak da kanıtlandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kadın psikiyatr Luan Brizendine, “The Female Mind” (Kadın Zihni) adlı kitabında, kadınların ayrıca daha hızlı konuştuklarını, konuşmak için daha çok beyin hücresi kullandıklarını yazıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazar, kadınların erkeklerden daha konuşkan olmasının nedenini, kadın ve erkek beyinlerindeki kalıtsal farklılıklara bağlıyor. Brizendine, bu farklılığın, erkeklik hormonu testosteronun gelişmekte olan erkek beynini biçimlendirdiği ana karnına dayandığını belirtiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bununla birlikte, erkeklerin bu özelliğinin yararı da yok değil. Yazar, testosteronun beynin duymayla ilgili bölümünü de küçülttüğünü, bunun da erkekleri eşlerinin sözlerine “sağır” kıldığını savunuyor.Erkek beyninde konuşma ve duygusal alandaki bu zayıflık bir yana, iş cinselliğe gelince erkek beyni kadınlardan daha iyi çalışıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Brizendine, erkek beyninin cinsellikle ilgili bölümünün kadınlarınkinin iki katı fazla büyük olduğunu yazdı. Araştırmasını klinik çalışmalarına ve konuyla ilgili yapılmış binden fazla bilimsel çalışmanın analizine dayandıran&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dr. Brizendine, kısaca şu sonuca vardı: “Uniseks beyin diye bir şey yoktur...”&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116479178604099135?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116479178604099135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116479178604099135' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116479178604099135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116479178604099135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/11/ite-gerek.html' title='İşte Gerçek'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116479111100389337</id><published>2006-11-29T10:50:00.000+02:00</published><updated>2006-11-29T12:56:22.363+02:00</updated><title type='text'>Behçet Necatigil</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bloga google'dan arama yaparak ulaşanların çoğunun, daha önce &lt;a href="http://ersantasci.blogspot.com/2006_08_01_ersantasci_archive.html"&gt;yazdığım &lt;/a&gt;Behçet Necatigil'in Sevgilerde isimli şiirini ararken ağıma:) düştüklerini görüyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Blog sahibi olarak bu talepleri görmezden gelemezdim. Necatigil hakkında ailesi tarafından hazırlanmış güzel bir internet sitesi var. En azından bu &lt;a href="http://www.necatigil.com"&gt;siteye&lt;/a&gt; link vererek aramaların derinleşmesini sağlayabilirim diye düşündüm.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bir de Bilkent Üniversitesi'nde yazılmış bir tez var, ona da &lt;a href="http://www.thesis.bilkent.edu.tr/0002424.pdf"&gt;şuradan&lt;/a&gt; ulaşabilirsiniz.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116479111100389337?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116479111100389337/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116479111100389337' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116479111100389337'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116479111100389337'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/11/behet-necatigil.html' title='Behçet Necatigil'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116473087726566196</id><published>2006-11-28T18:08:00.000+02:00</published><updated>2006-11-28T18:21:17.390+02:00</updated><title type='text'>Dünyayı kurtarmaya çalışan 100 kişi</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;         Enteresan bir sıralama olmuş, dünyanın doğu kesiminden hiç kimsenin ilk 15'te yer almaması gerçekten çok ilginç.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;         Bilim adamları, yazarlar, kampanya organizatörleri ve ekonomistlerin ağırlıkla yer aldığı, “gelmiş geçmiş en çok çaba harcayan 100 çevreci” listesinin ilk sırasında, 1962’de yazdığı “Sessiz Bahar” adlı kitapla, birçok kişi tarafından modern çevrecilik hareketini başlattığına inanılan ABD’li bilim adamı Rachel Carson gösterildi. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;           Carson, halen popüler olan kitabında, tarım ilaçlarının öldürücü etkisine dikkati çekmiş ve birçok kişinin çevrecilik konusunda bilinçlenmesine yardım etmişti. Listenin ikinci sırasında ise Almanya doğumlu ekonomist E.F. Schumacher yer aldı. Schumacher, ekonomik ve teknolojik uygulamaların, insan ile tabiat üzerindeki zararlarını vurguladığı kitaplarıyla çevre bilimciliğe katkıda bulunmuştu.Üçüncü sırada Güçlendirilebilir Kalkınma Komisyonu Başkanı Jonathan Porritt, dördüncü sırada İngilizlerin dünyaca ünlü doğa belgeseli yapımcısı Sir David Attenborough, beşinci sırada ise “Küresel ısınmayı durdurmanın tek yolu nükleer enerji” sözünün ve Gaia teorisinin sahibi İngiliz biyolog James Lovelock yer aldı.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;        Listenin en ilgi çekici isimlerinden biri, ABD’de başkan yardımcılığı görevini bıraktıktan sonra belgesel yapımcılığı yapan Al Gore oldu. Gore, listenin 9. sırasında gösterildi. Listenin ilk 15 sırasında yer alan isimler şöyle oldu;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;1-Rachel Carson (Sessiz Bahar kitabının yazarı)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;2-E.F. Schumacher (Ekonomist)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;3-Jonathan Porritt (Hükümet danışmanı) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;4-David Attenborough (Belgesel yapımcısı)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;5-James Lovelock (Biyolog)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;6-Wangari Maathai (2004 yılı Nobel barış ödülü sahibi Kenyalı çevreci)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;7-Galler Prensi Charles Windsor&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;8-William Morris (Yazar)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;9-Al Gore (politikacı) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;10-Gro PHarlem Brunrtland (Eski Norveç Başbakanı) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;11-Richard Sandbrook (Kampanya organizatörü)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;12-Amory Lovins (Amerikalı yeşilci) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;13-Vandana Şiva (Kampanya organizatörü) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;14- Ansel Adams (Fotoğrafçı) &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;15- Fritjof Capra (Avusturyalı fizikçi)&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116473087726566196?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116473087726566196/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116473087726566196' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116473087726566196'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116473087726566196'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/11/dnyay-kurtarmaya-alan-100-kii.html' title='Dünyayı kurtarmaya çalışan 100 kişi'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116404861574464894</id><published>2006-11-20T19:58:00.000+02:00</published><updated>2006-11-20T20:50:15.933+02:00</updated><title type='text'>Yalnızlıkların Pişmanlığı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;İnsan,  son olarak en büyük pişmanlığıyla başbaşa kalır. Her şeyin bittiği yerde, en yalnız olduğunuzda, hiçbir düşüncenin beyninizi esir almadığı noktada kocaman bir pişmanlık sizi bekler. Belki hayattaki mutluluğunuzun kalitesini de bu yalnızlığın büyüklüğü( yani küçüklüğü ) belirler. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Söylenmeyen bir söz- söylenen bir söz,  yapılmayan bir hareket ya da yapılan bir hareket, atılması gereken bir adım ya da yersiz bir teşebbüs. Bazen sebebini bile unuttuğunuz kırgınlıklar. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sinsi bir hastalığın ortaya çıkmak için en bünyenizin en zayıf anını kollaması gibi bu da en yalnız, en dokunulabilir anınızı bulur ve içinize hüznünü bırakır gider.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;MURAT !!! Benim en yalnız anımın pişmanlığı. Uzanamayan bir barış eli, hoşçakal denmeyen bir yolculuk, dönülmeyen bir yarı yıl tatili ve asla gözümün önünden gitmeyen gülümsemesi. Keşke uzatabilseydim elimi, güle güle git güle güle gel diyebilseydim. Belki gelirdi o zaman.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116404861574464894?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116404861574464894/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116404861574464894' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116404861574464894'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116404861574464894'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/11/yalnzlklarn-pimanl.html' title='Yalnızlıkların Pişmanlığı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116188770226827796</id><published>2006-10-26T21:09:00.000+03:00</published><updated>2006-10-26T21:35:02.656+03:00</updated><title type='text'>Cep Telefonu Listesini Temizlemek</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://www.feelingblanks.blogspot.com"&gt;Oğuz&lt;/a&gt; geçen gün cep telefonunun listesini temizlerken ki &lt;a href="http://feelingblanks.blogspot.com/2006/10/telefon-rehberi.html"&gt;düşündüklerini &lt;/a&gt;anlatmış...Pek de güzel yazmış doğrusu. Aslında gereksiz insanları hayatımızdan çıkarma konusunda da bu kadar hızlı davranmalıyız bence. Az kaldılar, yalnız mı kalıyorum bencilliği yapmadan şak diye kestirip atmak lazım. Oğuz ''defterden'' sildiği insanları çeşitlere çok iyi ayırmış ama ben bu kadar bile tereddüt etme tarafarı değilim artık.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Beni de bugüne kadar silenler buna gülecek bölge arayacaklardır ama ben insana yaptığı yatırımların karşılığını asala alamayanlardan olarak görüyorum kendimi...Belki çok kişi hadi oradan kendine bak diyecektir ama bugüne kadar bazı hakketmeyen insanların üzerinde o kadar çok durdum ki gerçekten bana emeği geçenlere haksızlık ettim galiba.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Oğuzun yazıyı okuyunca ne zamandır düşündüğüm şeyleri ne güzel yazıya dökmüş diye düşündüm. O, bu sevimsiz işi yeni telefon numarası alarak aradan çıkarmış. Benim planım ise görsem bile tanımamak olacak bundan sonra. Çok rahatladığımı söylemeliyim. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116188770226827796?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116188770226827796/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116188770226827796' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116188770226827796'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116188770226827796'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/10/cep-telefonu-listesini-temizlemek.html' title='Cep Telefonu Listesini Temizlemek'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116158430507354245</id><published>2006-10-23T09:11:00.000+03:00</published><updated>2006-10-23T09:18:25.090+03:00</updated><title type='text'>İyi Bayramlar</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bayram günü yeyip içmeden fırsat bulup, bu blogu okuyanların bayramını kutluyorum. Umarım her ne umudunuz varsa diğer bayrama kadar gerçekleşir.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu arada bol bol bayram geyiği yapacağız. Eski bayramlardan tutun da İstanbul trağine, hatta erkek arkadaşını çaldığı için kız arkadaşını bıçaklayan liselilerden dem vurup gençliğin iyice bozulduğuna kadar tüm klasik konuları biriktirip buradan yazacağız..&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bayramdan sonra verdiğimiz kısa ara bitiyor. Görüşmek üzere...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116158430507354245?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116158430507354245/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116158430507354245' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116158430507354245'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116158430507354245'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/10/iyi-bayramlar.html' title='İyi Bayramlar'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-116003458053232353</id><published>2006-10-05T10:35:00.000+03:00</published><updated>2006-10-05T10:49:40.546+03:00</updated><title type='text'>Peki ya dilencinin böylesine ne demeli?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;Geçen yazımdaki talihsiz dilenciden sonra meslekte çok önemli gelişmeler yaşandı. Dilenciler  şehre göç nedeniyle hızla kimlik değiştirdi. Yeni teknikler, zor kullanmalar uygulanmaya başlandı. Köyüme döneceğim otobüs parası lazım en sık kullanılan yöntem haline geldi. Ama en enteresanı herhalde bizim mahalledeki teyze tarafından uygulanıyor.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ölümlerden Ölüm beğen taktiği diyebiliriz. Önce gözüne kestirdiği ava fazla çaktırmadan yaklaşıyor. Tam lüks bir lokantanın önünde dükkanın giriş kapısına doğru yolunu kapatıyor. Köşede kıstırıp ölümcül cümleyi kuruyor: ''Bana şurdan bir tavuk alsana!!!'' Eliyle kızarmakta olan piliçleri gösteriyor bu arada. Köşeye sıkışmış kişi bu abuk soruyla bir neye uğradığını şaşırıyor. Ama lokantanın kapısında duran fiyet listesi onu kendine getiriyor hemen.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Teyze kurbanın narkozun etkisinden çıkmaya başladığını anda ikinci darbeyi indiriyor. '' Almıyorsan bari bir 5 YTL ver'' Seçimlik bir hak tanınması şanssız kişiye bir ferahlık verse de ağızdan çıkan rakam şaşkınlığın boyutunu arrtırıyor. Sonunda kurban, rayici 50 kuruş olan dilenci sadakasına 1-2 YTL vererek ama daha beterinden de kurtulduğuna sevinerek bu işten sıyrılıyor. Yani alan razı, o da 1-2 şer götüren teyze oluyor, veren gazi ( o da bu çatışmadan az zayiat ile çıkan mağdur oluyor.)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Nasıl taktik ama...Teyze en favori eleman benim için bu günlerde. Çok tuttum çok...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-116003458053232353?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/116003458053232353/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=116003458053232353' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116003458053232353'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/116003458053232353'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/10/peki-ya-dilencinin-bylesine-ne-demeli.html' title='Peki ya dilencinin böylesine ne demeli?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115951915596735212</id><published>2006-09-29T11:14:00.001+03:00</published><updated>2006-09-29T11:39:15.970+03:00</updated><title type='text'>Dilenci Hikayesi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Şu zengin olduğu sonradan ortaya çıkan dilencilerle ilgili hikayeleri duymuşsunuzdur. Bunlardan ilkini bana 30 yıl Edirnekepı'da berberlik yapmış olan Hüseyin Dede anlatmıştı. Vakt-i Fii tarihinde Fatihi Taksime bağlayan Galata Köprüsünün üzerinde takma bacaklı bir dilenci dururmuş. Müthiş bir meslek ahlakına sahip olan bu dilenci, yağmur-çamur, kış-kıyamet demeden 7/11 sanatını icra edermiş. 0  dönem hayali ihracattan voleyi vurmuş, Mercedes'le köprüden geçen bir iş adamı da hergün onun önünde durur çeyrek kuruş verirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel zaman git zaman bu kırocanın işleri bozulmuş. Mercedes köprü sularında görünmez olmuş. Bir gün dilenci bakmış ki ne görsün. İş adamı altı kaval üstü şişhane, dağılmış bir şekilde kendisne doğru gelmekte. Laf lafı kovalamış adamın topu diktiği ortaya çıkmış. Çocukları aç bilaç sokakta yatmakta, kendisinin  de 3 gündür koca göbeğine bir lokma inmemişmiş. Dilenci biraz benimle gel demiş. Bunu Eminönü'ndeki hanlardan birine sokmuş. Bakmış ki dilenciyi gören bir toparlanmakta, hazır ola geçmekte, '' ulan b. yoluna mı gidiyoruz ne '' diye aklından geçmiş. En üst kata çıkmışlar. Dayalı döşeli bir odaya geçmişler. Dilenci şık masanın arkasına geçmiş. Buna öndeki koltuğu göstermiş. Kallavi bir yemeği indirdikten sonra, '' ne kadar lazım işini kurtarmak için demiş''&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bundan sonra ortak olmuşlar. Paraya para, üne ün, servete servet dememişler. Bu böyle bir süre devam etmiş. Kendi çaplarında bir KOÇ, bir SABANCI olmuşlar. Zamanla  işler köteye gitmeye başlamış. İş adamının yanlış yatırımları tüm şirketlere havlu attırmış. Hayatındaki 2. çöküntünün altında kalan iş adamı kendini vurmuş. Dilenci ise en iyi bildiği işe, baba mesleğine geri dönmüş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dilenci bu işten iki kıssadan hisse çıkarmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Mercedesli birinden bir daha asla bahşiş alınmayacak.&lt;br /&gt;2. Bir ağaçta yaprak olacaksan en yeşili sen ol, güneş olamazsan gezengenlerin en parlağı sen ol, dilencilikten malı götürmüşsen daha ne istiyorsun aa eşşolğusu.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115951915596735212?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115951915596735212/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115951915596735212' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115951915596735212'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115951915596735212'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/dilenci-hikayesi_29.html' title='Dilenci Hikayesi'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115925757308468605</id><published>2006-09-26T10:57:00.000+03:00</published><updated>2006-09-26T11:01:57.686+03:00</updated><title type='text'>Büyüdüm</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hayatında yıllar geçtikçe elde edeceği erdemlerden biri, ''büyüdüğü''nün alameti farikası, susmayı öğrenmesidir herhalde. Bilincin çocukluktan gençliğe evrilmeye başladığı dönem ile birlikte, ergen, hayata dair yarım yamalak olduğundan habersiz o kadar çok fikre sahip oluyor ki, her durumda kendisine söz düşsün düşmesin içinde biriktirdiklerini her önüne gelene anlatıyor. Sanki yıllarca fikirlerini açıklamasına fırsat verilmemiş düşünce suçlularının cezaevinde çıkarken kameraları karşısında bulması ve tüm halkın onların ağzından çıkacak cümleleri can kulağıyla dinledikleri hissi ile yapılan, can alıcı önemi olduğu sanılan uzun, sıkıcı, bıktırıcı monologlar....&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim bu dönemim diğer insanlara göre daha uzun sürdü sanki. Ancak kısa bir zamandan beri, her önüme gelene fikirlerimi açmamayı öğrendim. Artık arkadaşlarıma bile çok gerekli olmadığı durumlarda, onlarla ilgili olaylar hakkında değer yargısı içeren cümleler kurmuyorum. Ancak şimdilerde anlıyorum ki insanların, aslında ne kadar haklı olursa olsun, yorumu yapan en yakınındaki kişiler bile olsa, başkaları tarafından yargılanmaya tahammülleri yok. Modern toplum, insanları, bu tarz bir dostluk kurmalarına fırsat vermeyecek noktada tutuyor. Herkes kendi yargı geçirmez yüksek duvarlı, egolarını kalkan olarak kullandığı kuşatılmaz kalelerinde mutlu mesut ama yalnız yaşamayı tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En son geçen gün yanımda tartışılan Elif Şafak ve kitabı konusunda, biraz olsun objektif olduğuna inandığım insanların, tamamen subjektif yorumları karşısında boğazımda düğümlenen cümleleri kendime saklayarak bir eşikten geçtiğime inanıyorum. Gelişimimi tamamladım en sonunda. Oldum artık, sonunda ''Büyüdüm''...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115925757308468605?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115925757308468605/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115925757308468605' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115925757308468605'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115925757308468605'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/bydm.html' title='Büyüdüm'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115882085756261054</id><published>2006-09-21T09:20:00.000+03:00</published><updated>2006-09-21T09:40:57.583+03:00</updated><title type='text'>Kendi Ülkemde Tatil Yapmak Ya Da Yapamamak</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;E tembelim demiştim! Ama bu da biraz abartı oldu. Tanıyanlar inanmayacak ama çok işim var bu günlerde..Ya gerçekten diyorum niye inanmıyorsunuz...Neyse yine de başlayalım bir ucundan...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Malum bir tatil olayına girildi geçen hafta. Yurdumun turkuaz renkli denizi olan şahane bölgelerinden birinde yedik bir haftayı. Yediğin içtiğin senin olsun gördüklerini anlat atasözü herşey dahil tatiller çıkmadan önceydi herhalde. Çünkü olayın g noktası burası zaten. Sınırsız yem içme abartma hatta suyunu çıkarma özgürlüğü. Ama meraklanma ey halkım, yüksek iradem sayesinde tek gram bile artı haneme yazılmadan dönmeyi başardım. ( zaten daha nerene ... diyenleri görür gibiyim.)&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Dikkatinize değer diğer bir konu ise kendi ülkemizde fransız muamelesi görmemiz. Zaten sayı olarak azınlık olmaktan kurtulamayan iç turizm gazisi, bir de gidilen tesis yetkilileri tarafından ne işiniz var burda kardeşim tavrı ile karşılaşınca, çıldırmasın da ne yapsın. Zaten ingilizce bilmeyen Türk hiç tatile çıkmasın, yanlışlıkla kutuba düşmüş zenci gibi şapşal şapşal etrafına bakınmaktan başka bir şansı kalmıyor. Ki bazı bölgeler de belli ülke vatandaşları tarafından kurtarılmış bölge ilan edilmiş. Alanya'da Rusça bilmeyip, odasına çıkamadan bütün tatili lobide geçirenler var. O derece yani.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Daha bir çok yara var ben de ama  turizme bir de ben darbe vurmayayım diye açıklamıyorum. Gerekirse açıklarım. Şimdilik susma hakkımı kullanıyorum.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115882085756261054?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115882085756261054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115882085756261054' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115882085756261054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115882085756261054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/kendi-lkemde-tatil-yapmak-ya-da.html' title='Kendi Ülkemde Tatil Yapmak Ya Da Yapamamak'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115864582479030489</id><published>2006-09-19T08:57:00.000+03:00</published><updated>2006-09-19T09:03:44.800+03:00</updated><title type='text'>İşte Geldim Burdayım Ben Bu İşte Çok Tembelim</title><content type='html'>Bir haftalık bir tatil arasından sonra tekrar yazmaya başlıyorum... Gözünaydın Türkiye...Yarın tatil izlenimleri ile ilgili bir yazı ile  blog sahalarına geri dönüyorum...Yarın görüşmek üzere..Bu yazıyı okuyanlar yakınlarını uyarsın ''show is going on'' diye. Sonra haber vermediniz diye kızmasınlar benden söylemesi.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115864582479030489?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115864582479030489/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115864582479030489' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115864582479030489'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115864582479030489'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/ite-geldim-burdaym-ben-bu-ite-ok.html' title='İşte Geldim Burdayım Ben Bu İşte Çok Tembelim'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115769510042336707</id><published>2006-09-08T08:56:00.000+03:00</published><updated>2006-09-08T08:58:20.450+03:00</updated><title type='text'>İşte İlk Cümleler</title><content type='html'>İlgilenen herkese teşekkürler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bembeyaz bir odada kendisine cok da yabancı gelen esyalarin arasında gozune ilisen aynada bambaska bir yuz gordu, kendisini gormeyi umarken ...(Şemi)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Dün akşam gökyüzündeki yıldızlar bana bakarak şöyle diyordu : özgürsün istediğin inandığın gerçekleştirebilirim dediğin her şey senin elinde sen kendi kendinin şansısın çalıştığın sürece inandığın ve yapabileceğim dediğin sürece oks yi kazabilirsin sana güveniyoruz dediler penceremi hafifçe kapatıp rüyalara daldım gerçekten BİR RÜYADIR YAŞAMAK....(Didem KUMRU)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Bir kitap yazsam fakirliği anlatabilsem .... Bir kitap yazsam cehaleti anlatabilsem....Bir kitap yazsam zalimliği anlatabilsem....Bir kitap yazsam insanlığı anlatabilsem.... Bir kitap yazsam KENDİMİ ANLTABİLSEM. (Abdi AÇIKALIN)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4. Yapılan haksızlıklara karşı sesini kime karşı yükseltmesi gerektiğini bilemediği zamanlarda yaptığı gibi, sevgilisinin sesini duymak için, telefonunu beyaz önlüğünün cebinden eline aldı.(Ali SAĞLAM)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;5. Şaşkındı. Aynı "istatistik programını" kendisine de kullanıyordu Şimdi bu yazıyı okuduğunda kararsız kalmıştı; daha önce kendi sitesinin ziyaretçileri arasında bulunan ama tek bir yorum bile yazmayan arkadaşı gerçekten ondan da yorum bekliyor olabilir miydi?(Oğuz YILMAZ)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;6. Ağlama lütfen lütfen ağlama dedi elini uzatıp onu ayağa kaldırdı ve kollarına alıp sıkıca sarıldı her şey bitti dedi aynaya yansıyan kendi gözlerini farketti oda ağlıyordu !!!!!(Özlem KUMRU)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;7. Sabahın ilk ışıkları, geçen Eylül ayında mavi boyattığı odasındaki dağınık eşyalarını görünür kılıyorken, hatırlamak istemediği rüyanın tesirinden kurtulmak için, acı bir gülümseme ile derin bir nefes aldı.( Ali SAĞLAM)&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115769510042336707?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115769510042336707/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115769510042336707' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115769510042336707'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115769510042336707'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/ite-ilk-cmleler_115769510042336707.html' title='İşte İlk Cümleler'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115761010117775531</id><published>2006-09-07T09:20:00.000+03:00</published><updated>2006-09-07T09:23:15.386+03:00</updated><title type='text'>Bu Mudur?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Teessüf ederim Türkiye! Bir ilk cümle yarışması başlatıldı ve beklenen ilgi görülemedi. Blogun azılı takipçisi Şemi kod adlı vefakar insan dışında hiç kimsenin bir cümlesi bile yok mu kardeşim? Hayatınızda kayıtlara geçecek bir cümle kurmuşluğunuz olmadı mı hiç?&lt;br /&gt;Bu mudur Türk insanın hali!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaşamları boyunca fırsat eksikliğinden yakınan, ah ben onun yerinde olacaktım diye saçını başını yolan ey halkım işte fırsat ayağınıza gelmişken, yazılanları amansızca eleştirmeyi bırakın da siz de bir şeyler karalayın bakalım. Biraz gayret. Bu yazıyı okuyan herkesten mail bekliyorum. İstatistik sitesi sayesinde her gireni tespit edebiliyorum. Yarın bu yazıyı okuyup da bir cümle kuramayanları kara liste halinde yayınlayacağım. Ona göreJ &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115761010117775531?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115761010117775531/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115761010117775531' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115761010117775531'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115761010117775531'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/bu-mudur.html' title='Bu Mudur?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115743585663747507</id><published>2006-09-05T08:55:00.000+03:00</published><updated>2006-09-05T08:57:36.646+03:00</updated><title type='text'>Sizin İlk Cümleniz Ne Olurdu?</title><content type='html'>Birkaç ay önce bir yayınevi çok ilginç bir yarışma düzenledi. Bir romanın ilk cümlesi yarışması… İlgilenenlerin ilk cümleyi göndermeleri isteniyordu. Ödül ise ilk cümlesi en çok beğenilenin romanının tamamının basılmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim kazandı, hangi cümle beğenildi takip edemedim ama bence süper bir fikir. Düşünsenize kafanızda apayrı bir dünya tasarlamışsınız, bütün taşları yerli yerine oturtmuşsunuz, ama söze nasıl başlarsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman zaman benim de aklıma geldiği için, bunu yarışma olarak görmek çok ilginç geldi bana. Bazen tek bir cümleye kulak misafiri olup, ‘‘üff bundan ne güzel bir giriş cümlesi olur’’&lt;br /&gt;dediğim çok olmuştur. Bir de hiç zihinde kurgusu yapılmadan tek bir cümleden yola çıkılarak, kalemin götürdüğü yere gidilebilir mi acaba? Yolda düzülen kervan misali, her şey sayfaların ilerlemesi ile şekillense ortaya çok mu şekilsiz bir şey çıkar acaba?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böyle bir cümlesi, var olup da yıllardır içinde saklayanlara sesleniyorum. Biz neden bu tür bir yarışma yapmayalım. Belki ödül olarak yayınlanma garantisi veremiyoruz ama(aslında yayınlanmama garantisi verebiliyoruz ancak) en azından burada paylaşmış oluruz. &lt;a href="http://www.ersantasci2@gmail.com/"&gt;www.ersantasci2@gmail.com&lt;/a&gt; adresine gönderirseniz düzenli olarak bu blogda yayınlanacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte benim ilk cümlem: ‘‘ Yüzünü yalayan soğuk rüzgara aldırış etmeden çıplak ayaklarıyla,  onu kendine çeken karanlığa doğru koşmaya başladı.’’&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115743585663747507?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115743585663747507/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115743585663747507' title='7 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115743585663747507'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115743585663747507'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/sizin-ilk-cmleniz-ne-olurdu.html' title='Sizin İlk Cümleniz Ne Olurdu?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>7</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115718165279698788</id><published>2006-09-02T10:07:00.000+03:00</published><updated>2006-09-02T17:47:37.180+03:00</updated><title type='text'>Kıyamet Günü Başlıkları</title><content type='html'>İnternette dolaşan bir mail. Yayınların özellikleri ile müthiş uyumlu olmuş. Düşünenleri kutlarım. (Didem Kumru'ya mail için teşekkürler.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah:Biz öldük&lt;br /&gt;Anadolu Ajans:Kıyamet Koptu (A.A)&lt;br /&gt;Zaman:Biz demiştik böyle olacağı belliydi!&lt;br /&gt;Dünya Gazetesi:İMKB'de dolar bir daha yükselmeyecek.&lt;br /&gt;Hafta Sonu:Ayhan Işık ile Hülya Avar gizlice bulutular.&lt;br /&gt;High Life:Gecelere akanlar Club Mahşer' de yandılar&lt;br /&gt;Erkekçe:Ayın Hurisi&lt;br /&gt;Fotomaç Gazetesi:Bu maçın galibi yok!&lt;br /&gt;Cumhuriyet:Sonunda Ata'mıza kavuştuk.&lt;br /&gt;Bilim Teknik:Evren hakknda bütün bilmediklerimiz...&lt;br /&gt;Oyun Dergisi:Game Over&lt;br /&gt;Elle:Yargı gününde anında 10 kilo verin!&lt;br /&gt;Antalya Life:Turizm hiç bu kadar sıcak olmamıştı.&lt;br /&gt;Para:Kıyametten kar yapmanın 100 yolu&lt;br /&gt;Star Gazetesi: Şok!Kandırıldık,şeytan aslnda iyiymiş!&lt;br /&gt;Aktüel:Mahşer günü yanınızda olması gereken 2 şey:Sevaplar ve Sıcağa dayanklı elbise.&lt;br /&gt;Auto Show:Sırat köprüsünde saniyede 100 km ye ulaşan son model arabalar.&lt;br /&gt;Arena Uğur Dündar:Cennete kaçak giren günahkarların tüyler ürperten dosyası.&lt;br /&gt;Hürriyet Ertuğrul Özkök:İyimserliği elden bırakmayalım,hiç olmazsa cehennemde ısınmak için yakıt parası yok!&lt;br /&gt;Radikal:Yeni dosya açıyoruz:Yeşil itiraf ediyor.Aslında kıyametten Susurluk çetesi sorumlu. Show Tv Reha Muhtar:Sayın Zebani, kazanlarn yanında terlemiyormusunuz?&lt;br /&gt;Kanal 6:İzliyorsunuz sayın seyirciler,kazanlarn içi bir volkan gibi, insanlar birer birer yanıyor, kızarıyor.&lt;br /&gt;Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Dairesi :Devletimiz, bütün yaraları saracaktır&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115718165279698788?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115718165279698788/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115718165279698788' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115718165279698788'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115718165279698788'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/kyamet-gn-balklar.html' title='Kıyamet Günü Başlıkları'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115710016444863513</id><published>2006-09-01T11:41:00.000+03:00</published><updated>2006-09-01T11:42:44.456+03:00</updated><title type='text'>Okumayı Bırakmayın</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Toplumun okuma alışkanlığı ile ilgili pek çok aşağılayıcı söz duydum ama  bunu kendi başıma tecrübe edeceğim aklıma gelmezdi. Düzenli olarak  Blog yazmaya başlayalı bir ay oldu. Beni nasıl sardığı konusuna daha önce değinmiştim. Daha sonra kaç kişinin okuduğunu takip etmek, yazmak kadar eğlenceli olmaya başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, bu giderek takıntı haline gelmeye başladı. İş yerinde sağlıklı internet ağı olmadığı için, kablosuz ağ yakalamak için türlü şekillere girmek gerekiyor. Kuytu köşelere taşınan bilgisayarlar, altın arayanlar gibi elde laptop kablosuz ağ çeken yer aramalar...Bu zor durum bile benim bloga girenleri takip etmemi engelleyemiyor. Ama son günlerde bu çabalarımın meyvesini alamamaya başladım. Sayfaya girenlerin sayısı düşmeye başladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi herkese sesleniyorum buradan. Ha gayret ! Klavyenize kuvvet! Takip etmekten ve yorum yazmaktan bıkmayın. Okuyun, okutturun. Bir el atın yaw.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115710016444863513?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115710016444863513/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115710016444863513' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115710016444863513'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115710016444863513'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/09/okumay-brakmayn.html' title='Okumayı Bırakmayın'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115692284024281343</id><published>2006-08-30T10:25:00.000+03:00</published><updated>2006-08-31T09:00:12.033+03:00</updated><title type='text'>Nefret Ediyorum Ama Neden</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Nefret üzerine bir yazı, 06.12.1995 tarihli&lt;span style="font-size:+0;"&gt; &lt;/span&gt;Milliyet gazetesinden alıntı: &lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;‘‘ İngiliz yazar Olive Moore diyor ki: ‘Nefret konusunda d,katli olun. Saygıyla yaklaşın nefrete. Öyle soylu bir duygudur ki küçük kişisel düşmanlıklarla harcanmamalı. Dilediğiniz gibi çılgınca sevin isterseniz. Ama uzun ve derin düşündükten sonra nefret edin…Nefret, sevgiden yüz kez fazla enerji gerektiren bir coşkudur. Onu bir kişiye değil, bir davaya karşı yöneltin. Hoşgörüsüzlüğe, adaletsizliğe, ahmaklığa karşı yönlendirin. Nefret, hassa insanların gücüdür. Gücü ve büyüklüğü, kişisel çıkarlar gözetmeksizin kullanılmasına bağlıdır.’&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Büyük gerçek payı var bu sözlerde. Dünyada nefretler, küçük hesaplarla, kişisel çekişmelerle, gündelik öfkelerle harcanıyor, heba olup gidiyor. Birçoğumuz, eti ateş pahasına satan kasaptan nefret ediyoruz da, tüm fiyatları yüksek tutan, halkın geçim derdini görmezlikten gelen, kendi egemenliğini sürdürmekten başka bir şey düşünmeyen siyasal ve ekonomik düzeni sineye çekiyoruz.&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Çoğumuz küçük nefretlerle kendimizi aldatıyoruz. Kişisel çıkarlarımıza göre, ufak tefek tedirginlikler, basit öfkeler içindeyiz. Ve böyle bodur ağaçların karşısında ormanı göremez oluyoruz….’’&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt; &lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Bu yazıdan alıntı yapma fikrini, geçen gün otobüste arkamda oturan 6. veya 7. sınıf öğrencisi iki kızın konuşmasından çıkardım. Kızlardan biri 15 dakika içinde, üşenmedim saydım, tam 6 şeyden nefret ettiğini söyledi arkadaşına. Kankası da ‘evet aynen bendaaa’ diye onayladı hepsini. İşte hanımefendinin nefret ettiği şeylerden yalnızca bir kaçı: Büyük çerçeveli gözlük, kırmızı tişört, mahalleden Mert, adidas deodorant, klimasız belediye otobüsleri., vs,vs,vs&lt;/p&gt;&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115692284024281343?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115692284024281343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115692284024281343' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115692284024281343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115692284024281343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/nefret-ediyorum-ama-neden.html' title='Nefret Ediyorum Ama Neden'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115683443778330285</id><published>2006-08-29T09:52:00.000+03:00</published><updated>2006-08-29T10:03:00.283+03:00</updated><title type='text'>Burcumu Değiştirmek İstiyorum</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Balığı sevmememi neye bağlayayım diye kara kara düşünmüşümdür her zaman. Psikoanaliz yaptırıp çocukluğuma inince şöyle saçma sapan bir anı bulsam, rahatlayacağım ama nafile.&lt;br /&gt;Düşün taşın buldum en sonunda. BURCUM&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Evet, Balık benim burcum. Yıllardır insanlar arasında ikilemde bıraktığı için beni bir varlık olarak da hoşlanmıyorum kendisinden. İster eski dostlarla oturulan koyu muhabbetlerde, isterse de yeni tanışmış insanların ortak nokta bulma arayışı içinde geçen kısır sohbetlerde, konusu mutlaka dönüp dolaşıp açılan burç meselesi benim en sevmediğim muhabbetlerden biridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok ilgilenmesem de insanlarla astroloji  konusundaki asgari müşterekim kendi burcumun özellikleri yalap şap bilmemden öteye geçmez. Malum, bizim Balık burcu, duygulu, insan ilişkilerine önem veren, düşünceli, kararsız, aklı 5 karış havada vs. gibi bir dolu karizmatik olmayan ne özellik varsa hepsini kendisinde toplamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın burcunda şöyle hırslı, uyumsuz, başarı tutkunu, bencil gibi özellikler olacak ki sorulduğunda kükresin. Benim cevabımı duyan insanların önceden iki tür tepkisi olurdu. Kız kısmı ‘ Ay ne şeker! Keşke ben de balık burcu olsaydım.’ Ya da  ‘ Seninle çıkan kişi ne kadar şanslı. Benim de bir balık sevgilim olmasını çok isterdim.’ gibi tepkiler verirken erkekler ‘ O ne lan öyle salya sümük burç mu olur.’ ‘ Sen şimdi ağlarsın da’ gibi adam yerine koymayan&lt;br /&gt;tepkiler verirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık kızlar bile değişti. Yukarıda bahsettiğim kız tepkileri yok. Onlar bile balıktan daha hayvani burçların çekimi altında. Ormanlar kralı Aslan, kodu mu oturtan Akrep varken biz bu burçla  bir yere varamayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel de şimdi balığı sev. Nasıl olsun!&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115683443778330285?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115683443778330285/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115683443778330285' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115683443778330285'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115683443778330285'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/burcumu-deitirmek-istiyorum.html' title='Burcumu Değiştirmek İstiyorum'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115674499897699215</id><published>2006-08-28T09:00:00.000+03:00</published><updated>2006-08-28T09:03:18.986+03:00</updated><title type='text'>Kırmızı</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Eski bir film vardı, hatta bir ara Türk versiyonu da çekilmişti. ‘ Kırmızılı Kadın’ İş kolik, ailesine bağlı, monoton bir hayatı olan bir erkeğin kırmızılar içindeki bir kadın tarafından yoldan çıkarılmasını anlatan bir filmdi. Bu renkteki cazibenin sırrı nedir hiç anlayamamışımdır. Bu amca, hatun kırmızı giymese de raydan çıkar mıydı yoksa keramet renkte miydi bilinmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Renk körü olan boğaların gıcık olduğu kırmızı, insanlar için  çok farklı amaçlar için kullanılır.&lt;br /&gt;Bir şeyin anlamını pekiştirmek için kullanırız mesela. İnsanların gözüne gözüne sokmak istediğimiz şeyleri kırmızıyla yazarız veya altını kırmızı çizgiyle kalınlaştırırız&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli bir konudaki sınırlar için kullanılır mesela. Türkiye’nin AB politikasındaki kırmızı çizgileri gibi. Ya da bizim Bakkal Hasan’ın müşteri ilişkilerindeki kırmızı bölgesi gibi. Sabah sabah bütün para verenlere girişmesi, ekmeği elleyip elleyip bırakanlara kapıyı göstermesi, tarihi geçmiş mal sattığında müşteriye son kullanma tarihini gösterip, üzerine bire yıl ekleyerek müşteriyi ikna edip bozuk ürün yedirmesi ile haklı bir ün elde etmiş kapkalın kırmızı çizgileri dillere destandır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İç çamaşır konusundaki şöhretinden bahsetmeme gerek yok sanırım. Bir de sevgililer gününe damgasını vurması var ki akıllara zarar. Her yer kırmızı don, boxer dolar. Benim bu renge atfettiğim favori anlam ise tutkudur. Gerisi fasa fiso.&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115674499897699215?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115674499897699215/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115674499897699215' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115674499897699215'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115674499897699215'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/krmz.html' title='Kırmızı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115658282320319320</id><published>2006-08-26T11:11:00.000+03:00</published><updated>2006-08-26T12:00:23.260+03:00</updated><title type='text'>Memorymetrop</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;İşte tıp dünyasına  yeni  katkım...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Uzak geçmişi hatırlayıp, dün ne yediğini hatırlayamayanlar artık sizin hastalığınızın da bir adı var. Artık diğer insanlar hastalıklarından bahsederken, siz adı bile olmayan bir beladan muzdarip olmanın ezilmişliğini yaşamayacaksınız. MEMORYMETROP&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Aslında bu kavramı , hani şu torunlarının ' sen bizi bile gömersin ' dedikleri sağlıklı ama işine geleni hatırlayan büyükanne ve dedeler için kullanmak daha yerinde. Ancak bunu sadece yaşlı hastalığı sanmayın. Yaşı ne olursa olsun tüm şaşkın kişiliklerde görülür.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu konu, aklıma geçen gün adını hala hatırlayamadığım bir arkadaşla karşılaşmamdan sonra geldi. Bütün konuşma boyunca bana adımla hitap ettiği halde, ben sadece 1 yıl önceden tanışmış olmamıza rağmen ismini hatırlayamadığımdan her türlü kaçamak hitap şekliyle seslendim ona.     ' Abi, baba, eleman...' Allah ne verdiyse yani.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Gençken böyleyse, yaşlanınca nasıl olurum kim bilir ? Korkmaya başladım valla...Şimdilik bunu ahmaklığıma veriyorum ama sonrası karanlık. Ben en iyisi bir kaç lego diziyim, bulmaca çözeyim de zekayı sıcak tutalım. Ne olur ne olmaz.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115658282320319320?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115658282320319320/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115658282320319320' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115658282320319320'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115658282320319320'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/memorymetrop.html' title='Memorymetrop'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115649278657585864</id><published>2006-08-25T10:58:00.000+03:00</published><updated>2006-08-25T10:59:46.590+03:00</updated><title type='text'>Davetsiz Misafir</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Hayvan sevgim, bana dokunmayan hayvan bin yaşasınla sınırlıdır. Gerçekten de sivrisinek, böcek gibi bana dokunmaya yeltenenlerin yaşamları sınırlı oluyor. Bunlar dışındakilerle de görüşmeyelim mümkünse. Bu vahşi bakış açımın yanında, benden zarar gelmemesi onlara yaptığım en büyük kıyaktır. Hatta arada bir beslediğim sokak hayvanları bile olur…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hemen hayvan sevmeyen insanı da sevemez genellemesine girmeyin. Sadece dokunamam onlara ama bunun mantıklı bir açıklaması var elbette. Şehirde yaşayan insanlar olarak çocukluğumuzdan beri gördüğümüz hayvanları düşünün. Neredeyse tamamı zarar verici hayvanlar. Sinek, böcek, fare, kertenkele… Kedi ve köpeğin bile feleğin sillesinden geçmemiş, şeker modellerini bulmak zordur şehirde. Hele bir de bunların uyuzlarından bit, böcek kapmışlığınız da varsa nasıl haşır neşir olabilirsiniz ki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyonda gördüğümüz Panda, Kuala gibi şirin hayvanlar mı gördük normal hayattaki yumuş yumuş olalım onlarla. Varsa yoksa börtü böcek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen gün iş arkadaşlarımdan birinin evine giren kedi büyüklüğündeki zararlı bir yaratık iş yerinde günün konusu oldu. Ne kadar çok insanın hayatını bir dönem zehir ettiğini öğrenince şaşırdım doğrusu. Konuyla ilgili bilgisi olamayan yok gibi bir şey. Sunulan çarelerin haddi hesabı yok. Zehir, yapıştırıcı, göğüs göğse çarpışma, toplu linç girişimi, tekme tokat girişme…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendi ile özdeşleştirmeler ise Allah’a emanet. ‘‘ Ben olsam bir daha o eve giremezdim.’’ ,     ‘‘ Benim kuzenin kulağını yediler! ’’ , ‘‘ Bizim evde de çıktı geçen sene nah bu kadar. ’’&lt;br /&gt;Akşam eve gidip, davetsiz misafiri tahliye edecek birine bu öğütler verilir mi hiç? Ama sorunları paylaşarak büyütme konusundaki ünü meşhur milletim, kendi yaşadığı tecrübeleri anlatmadan durabilir mi hiç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi bu arkadaşın gerçek bir hayvan sever olması veya öyleyse de bunu sürdürmesi mümkün mü?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115649278657585864?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115649278657585864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115649278657585864' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115649278657585864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115649278657585864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/davetsiz-misafir.html' title='Davetsiz Misafir'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115635654223960813</id><published>2006-08-23T21:06:00.000+03:00</published><updated>2006-08-24T11:20:12.686+03:00</updated><title type='text'>Soyut Canavarlar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Hata yaptığımızda kendimizi olaydan tereyağdan&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;kıl çeker gibi sıyıracak bir sürü yöntem var. Karşı tarafa çamur atıp izinin kalmasını keyifle seyretmek, yalan söylemek, konuyla alakası yokmuş gibi davranmak gibileri en bilinen kestirme yollar. Ama toplum hayatımız ile alakalı olan en tehlikeli kaçış yolu, gerçek olayların sorumluluğunu soyut kavramlara yüklemektir.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;İşte birkaç örnek.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Trafikte&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;bir yılda verdiğimiz can sayısı, küçük ülke nüfusları kadar neredeyse.&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;Sorumlu: TRAFİK CANAVARI&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;span style="font-size:0;"&gt;&lt;/span&gt;TV Haberi: Trafik canavarı dün akşam yine iş başındaydı…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Güneydoğu’da ölenlerin sayısı 30.000’i geçti.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Yorum: TERÖR’e 30000 can verdik. &lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;TV Haberi: Terör 5 can daha aldı. Mayına çarpan araçta bulunan….&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Yıllarca yüksek enflasyon yüzünden reel geliri azalan, sefil bir hayat süren çalışkan kesim için bulduğumuz çözüm süper…&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Sorumlu: ENFLASYON CANAVARI&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;TV Haberi: Enflasyon Canavarı durdurak bilmiyor. Geçen enflasyon ÜFE’de %30 olurken….&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoBodyText"&gt;Yıllardır bu haberleri görüyoruz televizyonlarda, gazetelerde… Olayı bu yönden almak, aslında bize çok önemli şeyler kaybettiriyor. Bu kötü olaylara karşı olması gereken öfkemizi törpülüyor. Düşman soyut olunca ona karşı alınacak tedbirler de yumuşuyor. Bu felaketlere kızıyoruz ama bilincimizin bir köşesinde de mantığımızla uyuşuyor. Sorumluyu net olarak göremiyoruz.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Kaza yapan otobüsün şoförünün direksiyonda uyuyacak kadar uykusuz olması, yıllarca terör bölgesine iş, aş götürülmemesi ve insanların her türlü bölücü amaç taşıyanlara terk edilmesi , yapısal çözümleri bir kenara bırakıp günü bile kurtaramayan ekonomik tedbirlerle idare edilmesi, başımıza musallat olan bu belalara bağlanmış durumda. Unutmayalım ki biz bu canavarlarının şekilsiz resimlerini yapıp otoyollara koyan, gazetelere basan nesillerin evlatlarıyız. Alışkanlıklarımızdan kurtulmak zaman alacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;Ancak, insanların ölmemesinin, hayatlarını insana yakışır biçimde yaşamasının çözümü,&lt;span style="font-size:0;"&gt; &lt;/span&gt;sanal canavarları değil, bu tehlikelere çözüm bulması gerekip bulamayanları muhatap almaya başlamakla bulunacaktır.&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;&lt;?xml:namespace prefix = o /&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115635654223960813?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115635654223960813/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115635654223960813' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115635654223960813'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115635654223960813'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/soyut-canavarlar.html' title='Soyut Canavarlar'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115631566857046835</id><published>2006-08-23T09:44:00.000+03:00</published><updated>2006-08-23T09:50:46.976+03:00</updated><title type='text'>En Büyük Asker Bizim Asker</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Neye uğradığıma şaşırarak fırladım yatağımdan. Kimim, neredeyim gibi bilindik afallamalardan sonra refleks olarak telefona uzandı elim. Hayır telefon sesi değil gelen ses. Başka bir şey bu. Yavaş yavaş bilincim açılmaya başlarken saate ilişti gözüm. Gece yarısına 10 dakika var.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaklaşık bir dakikalık dumur durumundan sonra, gelen şiddetli gürültünün davul ve zurna sesi olduğunu ayırt edebildim. Gecenin bu saatinde, düğünden sonra yeni evlerine gelen taze çiftleri gerdeğe uğurlamanın bizim mahalledeki versiyonu zannettim durumu önce. Sonra o olmadığını davulcunun arkasındaki araba konvoyundan anladım. 10-15 araçlık bir eskortla da damadın sırtına vurulma töreni yapılmaz ki canım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;En sonunda tezahüratı duyunca çaktım köfteyi. ‘‘ En Büyük Asker Bizim Asker ’’ Mahalleli de ayaklanmış, camları doldurmuş hep bir ağızdan bağırıyorlar. Buradan otobüsüne götürülecek olan, kel kıvamındaki saçlarıyla müstakbel Mehmetçik, halkı selamlamakta. Yüzündeki ifadeyi nasıl anlatsam bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sünnetinden beri bu kadar kalabalığın içine ilk kez çıkıyor olmanın tedirginliği, ilginin kendisinde toplanmış olmasının verdiği zevk, sevdiklerini bırakıp bilinmeze gidecek olmanın burukluğu, askerliğini yapacağı yer olan Güneydoğu hakkında arkadaşlarından duyduğu dehşet dolu hikayelerin korkusu ve daha bir sürü his yüz ifadesinde birleşmişti sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gürültülü bu gece ile ilgili en güzel yorum, davulcuya okkalı bir küfür salladıktan sonra alt komşumuz Akif Amca’dan geldi: ‘‘ İnşallah, gelişi de gidişi gibi ses getirir eşşoğlunun. ’’&lt;br /&gt;Akif Amca çok sevdiği torununu geçen sene vermişti teröre. Biz bu senenin ortasında taşındığımız için bilmiyorum ama büyük ihtimalle onu da bu şekilde uğurlamışlardı. Akif Amca kalabalığa derin bir bakış fırlatıp, camını sıkı sıkı kapatıp evine çekildi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanları başına çok büyük bir felaket gelme ihtimali yüksek olan bir olaya, bu şekilde uğurlamak, kaynağı ne olursa olsun aslında biraz garip bir hareket. Kendilerini çocuklarını her türlü tehlikeden korumaya adamış aileler bu gösterişli törende en önde yer alıyor. Sonuçta insanlar ölmeye devam ediyor, biz de onları davul zurna ile ölüme göndermeye…&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115631566857046835?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115631566857046835/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115631566857046835' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115631566857046835'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115631566857046835'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/en-byk-asker-bizim-asker.html' title='En Büyük Asker Bizim Asker'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115623818431374343</id><published>2006-08-22T11:58:00.000+03:00</published><updated>2006-08-22T12:19:13.160+03:00</updated><title type='text'>Vergi Blogları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Blogda yazmaya başlamadan önce bu kadar keyif alacağımı hiç tahmin etmemiştim. Her gün iki-üç paragraf da olsa yazmak, kaç kişinin okuduğuna bakmak, bloga az kişi girince sıkılmak ,gündelik uğraşlar oldu benim için.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Geçen gün bloglarda gezerken pazarlamacıların nasıl blog olayını kullandıklarını görmüş, biz neden böyle bir şeyi aklımıza getiremedik diye hayıflanmıştım. Dün itibariyle mesleki olarak da bu platformdan yararlanmaya karar verdik.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu blogun yan kısmında göreceğiniz üzere, vergi blogları olarak bir bölüm açtık. Bunlardan ''Vergi Mevzuatı'' ana blog, diğerleri de en sıklıkla bilgi ihtiyacı duyulan vergi kanunlarının blogları olarak düşünüldü. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Bu girişimden amaç, vergi konusundaki güncel gelişmelerden, bu bilgileri kullananları haberdar edebilmek ve mesleğimizle ilgili blog ortamında bir platform oluşturmaktır. Bloglar, bir nevi kanun bazında haber gazetesi gibi düşünülerek oluşturulmuştur. Elbetteki bu bilgilere gerek kamu gerekse özel şirket internet sitelerinden de ulaşılabilir. Ancak, temel amaç blogger'lardan konuyla ilgili bilgiye ihtiyacı olanların, keyifli vakit geçirirken dahi ihtiyacı oldukları bilgiye kolayca ulaşmalarını sağlamaktır.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Vergi blogları haftaya pazartesi gününden itibaren düzenli olarak yayın hayatlarına başlayacaklardır. Şimdiden herkesin ilgisine teşekkürler...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115623818431374343?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115623818431374343/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115623818431374343' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115623818431374343'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115623818431374343'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/vergi-bloglar.html' title='Vergi Blogları'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115614010174155799</id><published>2006-08-21T09:00:00.000+03:00</published><updated>2006-08-21T09:01:41.753+03:00</updated><title type='text'>Şanslı Hastalar</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Yaratıcılığın insanların, normalden farklı olmalarına bağlamışımdır. Bu konuyla ilgili geçenlerde ünlü yazar ve gazeteci Haldun Taner’in 10 Nisan 1977’de yazdığı bir gazete yazısı geçti elime. O kadar çok beğendim ki biraz uzun olmasına rağmen buradan herkesle paylaşmak istiyorum:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText"&gt;‘‘… şöyle bir düşündüm de, edebiyat, sanat ve düşün tarihinin hastalıklara neler borçlu olduğunu bir kere daha anladım. Belleğimde taradığım yazarların yakınına yarısı hastalıklı idiler. Dostoievski’yi alalım örneğin. Onu, bütün öbür yazarlara kıyasla, bunca derin boyutlu yapan ne kültürü ne de bilgisi idi. Dehasını, geçirdiği sara nöbetlerinin şokuna borçlu bulunuyordu. O büyük sarsıntıdan sonraki huzura ulaşınca sıradan ölümlülerin erişemediği bir aşırı duygululuk, olağanüstü bie seziş ve özdeşleşme yetkisine varmış oluyordu.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sara yanında veremin incelttiği, oldurduğu duyarlılıklar da vardı. Edebiyat ve düşün tarihinin ünlü veremlileri arasında aklıma hemen geliverenler filozof Spinoza, komedi ustası Moliere, hikaye ve oyun yazarı Çehov, romancı Kafka oluyor.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Frengi bir başka kırbaç olmuş başka yazarlara. Akla başta Nietzsche geliyor. Beyni aşırı işleten bu öldürücü doping ilkin onları şaheserlere vardırmış, ama sonunda öcünü fena alıp vurmuş. Verdiği dehayı kıskanıp geri almış. Örneğin Nietzsche’yi yıllar yılı bitkisel hayata mahkum etmiş, o parlak dehayı donuk bakışlı bir zavallı yapıp bırakmış.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Dostlarına kırkını bulmadan öleceğini söyleyen ve otuz dokuz yaşında iddiasını kazanan, kısa geçeceğine inandığı uykuları kaldırıp elinden geldiğince uzatmaya çalışan kalp hastası Boris Vian, bilinçaltındaki bu telaş olmasa o kendine özgü ısırıcı taşlamaları bu kadar kısa süreye sığdırabilir miydi? …’’&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Büyük usta konuyu dönemin hastalığı yüzünden işini aksatan devlet adamlarına gönderme yaparak şöyle bitirmiş:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;‘‘ Demek ki, hastalık devlet adamlarını olumsuz, büyük yetenek sahibi sanatçıları ise tam tersine olumlu etkiliyor. ‘ Sağlam kafa sağlam vücutta bulunur’ lafını biz yine okulların, spor kulüplerinin duvarlarına yazaduralım, ama yaratıcı sanatçıları bu yargının kapsamı dışında tutmaya dikkat edelim. Bu slogan olsa olsa sıradan insalar ve dolayısıyla devlet adamları için geçerlidir. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115614010174155799?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115614010174155799/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115614010174155799' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115614010174155799'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115614010174155799'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/ansl-hastalar.html' title='Şanslı Hastalar'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115606399206529336</id><published>2006-08-20T11:17:00.000+03:00</published><updated>2006-08-20T11:53:12.076+03:00</updated><title type='text'>Pazar Yetmez</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü bazı dinlerin kutsal günü olması yanında, çalışanlar için de hafta boyunca hayali kurulan bir şeydir.  Mesela, çarşamba günü tatil olsaydı, hafta başı perşembe olacaktı. O zaman  pazar günü önemini kaybedecekti köleler için.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında 6 gün çalışıp tatili bir güne sığdırmanın insanlık dışı olduğuna inanmışımdır. Bence insanın ara vermeden en fazla 3, bilemediniz 4 gün çalışması en verimli olandır. Şöyle bir düşünün...Cuma veya cumartesi yapılan işler, hafta başına erteleme ihtimali göz önünde bulundurularak yapılır ve en fazla hata o günlerde yapılan işlerde çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa perşembe günü de tatil olsa, insanlar pazara kadar olan günleri de tam konsantrasyonla çalışır, böylece herkesin çıkarı en çok olurdu. Olumsuz senaryo ise nasıl hafta sonu geliyor diye cuma öğleden sonra ve cumartesiyi sallıyorsak, şimdi de çarşambayı geçiştirirsek, çalışma zamanından çaldığımız süreler çalıştığımız süreleri geçer. Bu da işveren kesiminin işine gelmese gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115606399206529336?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115606399206529336/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115606399206529336' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115606399206529336'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115606399206529336'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/pazar-yetmez.html' title='Pazar Yetmez'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115596840405270632</id><published>2006-08-19T09:17:00.000+03:00</published><updated>2006-08-19T09:20:04.063+03:00</updated><title type='text'>Sen Neymişsin Be Abi?</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;100 yıllık çözülemeyen bir matematik  problemini çözmüş olsam acaba ertesi gün hayatımda nasıl bir değişiklik olurdu. Kendime olan özgüvenim tavan yapıp, popo seviyem yükseldiği için sağda solda olan olaylara müdahele eder, karizmayı bir günde geldiği yere gönderirdim, kesin. Peki amca ne yapmış? Kayıplara karışıp, verilen 1 milyon $ ödülü elinin tersiyle bir kenara itmiş. Pes ki pes. Ben çözeceğim problemi, bunu duymayan kalmayana kadar yaygara yapar, ortalığı ateşe verirdim. Üstüne hemen bir ÖSS, KPSS, LES, KPDS, TOEFL, ELTS kitabı yazar voleyi vururdum. Adam işi bilmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Milliyet’in 17.08.2006 tarihli haberinden bir bölüm:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rus bilim adamı  Grigori Perelman, dünyanın çözülemeyen en büyük 7 probleminden biri olarak kabul edilen Poincaré varsayımını çözmüş. Çoğu bilim insanı sadece matematik alanında değil, düşünce tarihinde yeni bir sayfa açıldığında hemfikir. Uzmanların anlamakta güçlük çektiği dokümanların gelmiş geçmiş en büyük matematik problemlerinden birinin çözümünü içerdiğine artık kesin gözüyle bakılıyor. Yazdıklarıyla ilgili detayları açıkladığı ABD'deki konferanslarından sonra 2003'te ülkesine dönen Perelman o tarihten beri e-posta ve telefonlara yanıt vermiyor. Üç boyutlu uzayı sarmalayan iki boyutlu düzlemin, dördüncü boyut olan "zaman"la bağı üzerine devrim niteliğinde bir çalışma ortaya koyan Grigori Perelman'dan yaklaşık iki yıldır haber alınamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elde edilen bilgiler ışığında bilgisayar teknolojilerinde olduğu kadar bilimin hemen her alanında büyük değişimler bekleniyor. Üç yıldır Perelman'ın makaleleri üzerinde çalışan Yale Üniversitesi'nden Bruce Kleiner, değil önümüzdeki 100 yılda, belki de hiçbir zaman çözüleceğine inanmadıkları bir problemin çözüldüğünü söylüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ABD'li Clay Matematik Enstitüsü'nün problemin çözümünü bulan bilim adamına vermeyi vaad ettiği 1 milyon doları almak için çaba sarf etmeyen ve 1996'da Avrupa'nın en saygın matematik kurumunun verdiği Genç Matematikçi Ödülü'nü kabul etmeyen Perelman, esrarengiz kişiliğiyle de merak konusu. Grisha adıyla da anılan Grigori Perelman, 1966 St. Petersburg doğumlu. 1982'de henüz bir lise öğrencisiyken Madrid'deki Matematik Olimpiyatları'nda en yüksek skorla altın madalya aldı. Perelman, 90'lı yıllarda araştırma bursuyla ABD'deki üniversitelerde bulundu. O dönemki arkadaşları tarafından "Sanki bu dünyadan değil gibiydi" diye tanımlanan Grisha, uzun saç ve tırnaklarıyla Rasputin'e benzetilmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi kamuoyuna soruyorum…Siz ne yapardınız? Ulaşılmaz mı kalırdınız yoksa Teke Tek, Ateş Hattı, Objektif gibi programlara çıkıp, medya şebeğimi olurdunuz?  Benim tercihim belli: )&lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115596840405270632?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115596840405270632/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115596840405270632' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115596840405270632'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115596840405270632'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/sen-neymisin-be-abi.html' title='Sen Neymişsin Be Abi?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115582137322526572</id><published>2006-08-17T16:07:00.001+03:00</published><updated>2006-08-18T11:32:45.190+03:00</updated><title type='text'>Hava Durumu</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Daha önceki yazlarda mı bu kadar sıcaktı, yoksa bu yaz özellikle yeni aldığım kilolara mı inat bu kadar sıcak bilemiyorum ama, acayip derecede bunalmış durumundayım. Sıcak hava, yapış yapış ter, kırmızı surat,duman çıkan kafa bıkkınlık verdi artık. &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Özellikle biz İstanbullular'da dört mevsimi doya doya yaşamaktan dolayı saçma bir gurur sürekli olagelmiştir. Neymiş efendim gün içinde bile yaz ve kışı yaşayabilirmişiz. İyi çok güzel ama bunun bize maliyetinden bahseden yok. Dört mevsim içinde kıyafet alamak, bu kıyafetler için alışverişe çıkmak, mevsim aralarında geçişlerde hasta olmak, havayı doğru tahmin edemeyip, millet kısa kollu giymişken kazakla dolaşmak gibi...Zaten giysi alışverişi konusunda doğuştan sıkkın biri olarak, her mevsime ayrı kıyafet uydurmak işkencelerin en Çini benim için.&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Şahsen havanın sürekli aynı tonda seyrettiği, akşam haberlerinde hava durumu olmayan bir kentte yaşamak isterdim. Eğer imkanım olursa da diğer mevsimleri yaşamak için onların yaşandığı yerlere seyahat ederdim. Canım kar mı çekti, atlar giderdim Alp Dağları'na, yok deniz mi çağırdı beni soluğu Mercan Adaları'nda alırdım. Yağmurda yürümek mi istedim hadi Londra'ya, bahar güneşi altında piknik mi yapıcam bir koşu Akdeniz sahillerine...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Ahh İstanbul'dan bir kaçsam nerelere gidicem ben ama.....Öğlen güneşi yaramadı galiba bana...&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115582137322526572?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115582137322526572/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115582137322526572' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115582137322526572'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115582137322526572'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/hava-durumu.html' title='Hava Durumu'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115579778252775774</id><published>2006-08-17T09:55:00.000+03:00</published><updated>2006-08-17T09:56:22.540+03:00</updated><title type='text'>Ses</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt; &lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;Sıkıldığım zamanlarda, televizyonu açıp uydudan yayın yapan Azeri kanallarını seyretmek hobi oldu bende. Seslendirme konusunda efsane oldukları bir gerçek. Filmin en heyecanlı anı… Karizmatik baş karakter, kendinden saklanan masum kaçağı karanlık bir odada arıyor.&lt;br /&gt;‘‘ Garanlıhta kimse var dıııır? Özümle maytap yapılamasına asla müsade olamaz. Tez zamanda başını gövdende ayıraram senin.’’&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Asla dalga geçtiğim sanılmasın: ) Ama insan olayın ciddiyetinden de kopmuyor değil. Teknik olarak asıl sorunlu yanı, dublajın altından orijinal sesin de gelmesi. Bu filmden koparıyor insanı. Birkaç yabancı kanalda da yabancı film seslendirmelerinin aynı olduğunu görmüştü.&lt;br /&gt;Bence bizim bu konudaki üstünlüğümüz tartışılmaz… Belki karakterlerin kendi seslerinden bile daha iyi seslendirmeler yapılıyor bizde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli aynı kişilerin seslendirdikleri Hollywood yıldızlarını,  adeta kendi dilleri yokmuş, aslında Türkçe konuşuyorlarmış ve o ses kendilerininmiş gibi,  başka bir filmde başka birinin sesinden konuşurken görünce acayip yadırgarım. Filmi seyretmediğim bile olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mesela Slyvester Stallone’un sesini, altın kemeri aldığı maçtan sonra ‘‘Adrienneeeeeee’’ diye bağıran sesten başka bir şey olarak düşünebilir misiniz? Bruce Wills’i seslendiren Alev Sezer’in ölümünden sonra seyretmiyorum artık onun filmlerini. Cosby Ailesine bayılırım. Cosby’nin sesine de. En son olarak ALF. Müşfik Kenter’siz  düşünülebilir mi? ( Ne kadar keyifli bir diziydi. Bence büyüklere yönelik bir komediydi ve 20’li yaşlardan sonra seyredince çok daha fazla keyif aldığımı söylemeliyim.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Umarım tanıdık seslerin sesleri, uzunca bir süre susmaz. Onları bu tonlardan seyretmek harika bir şey. Yoksa birer birer Bruce Wills olacaklar benim için…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115579778252775774?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115579778252775774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115579778252775774' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115579778252775774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115579778252775774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/ses.html' title='Ses'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115570711180133919</id><published>2006-08-16T08:41:00.000+03:00</published><updated>2006-08-16T08:45:11.823+03:00</updated><title type='text'>Sevgilerde</title><content type='html'>Şimdi adını hatırlamadığım bir televizyon  dizisinde,  Mehmet Aslantuğ’un sesinden dinlemiştim bu şiiri. Söylenmesi gereken şeyleri dosdoğru söylemekte bile güçlük çeken biri olarak, dolaylı bir anlatım şekli olan şiirle aramızda daima seviye bir birliktelik olmuştur. Ama Behçet Necatigil’in bu dizelerini ayırırım diğerlerinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgilerde&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgileri yarınlara bıraktınız&lt;br /&gt;Çekingen, tutuk, saygılı.&lt;br /&gt;Bütün yakınlarınız&lt;br /&gt;Sizi yanlış tanıdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmeyen işler yüzünden&lt;br /&gt;(Siz böyle olsun istemezdiniz.)&lt;br /&gt;Bir bakış bile yeterken anlatmaya her şeyi&lt;br /&gt;Kalbinizi dolduran duygularKalbinizde kaldı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Siz geniş zamanlar umuyordunuz,&lt;br /&gt;Çirkindi dar zamanlarda bir sevgiyi söylemek.&lt;br /&gt;Yılların telaşlarda bu kadar çabuk&lt;br /&gt;Geçeceği aklınıza gelmezdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gizli bahçenizdeAçan çiçekler vardı,&lt;br /&gt;Gecelerde ve yalnız.&lt;br /&gt;Vermeye az buldunuz&lt;br /&gt;Yahut vakit olmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;          İçimde kalmadan paylaşmak istedim….&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115570711180133919?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115570711180133919/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115570711180133919' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115570711180133919'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115570711180133919'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/sevgilerde.html' title='Sevgilerde'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115558053564399895</id><published>2006-08-14T21:32:00.000+03:00</published><updated>2006-08-15T09:43:52.993+03:00</updated><title type='text'>Bileği Bükülmez Olmanın Altın Kuralları</title><content type='html'>&lt;div align="justify"&gt;&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/1600/67512171_1f05857082_m.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/320/67512171_1f05857082_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanın hayatta en çok ezildiği anlardan biri, hararetli bir tartışma sırasında söyleyecek söz bulamadığı noktadır. Kızarma, bozarma, duman çıkarma en tipik tepkilerdir bu durumda. Daha fenası, siz tartışırken yanınızda birileri de sizi izliyorsa, yitip giden karizmanın devrilirken çıkardığı içi boş teneke sesleri…&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi size birkaç topu taca atmak için, bir iki taktik anlatayım ki, kaybedilen bir savaşın ardından kendi askerlerini arayan başı kesik ceset gibi savaş meydanında bir oraya bir buraya koşturmaktan kurtulun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Birinci kural, rakip size arka arkaya darbelerini sıraladığı anda, ona ispat edemeyeceği bir genelleme yaparak saldırmaktır. Mesela, uluslar arası gelişmeler ile ilgili tartışıyorsunuz, az önce uzak diyarlardan bir örnek vermek çabası içindeyken, adını verdiğiniz ülkenin başkentini yanlış söylediniz. Bunu havada kapan düşman, daha başkentleri bile bilmiyorsun bu konuda nasıl konuşabilirsin mealinde büyük taarruza girişti. Burada yapılacak en iyi savunma, onu dikkatini dağıtacak gerilla taktiğidir. Asla aksini ispat edemeyeceği bir bilmişlik yapmaktır. ‘‘ Zaten Dünyayı Yahudiler yönetiyor. Sen neyi tartışıyorsun?’’ Savaşı çoktan kazanmış havalarına giren komutan birden afallar. ‘‘Konuyla ne alakası var dese?’’ herkes tarafından kutsanmış! bu gerçeğe kayıtsız kalmanın kamuoyunda yaratacağı olumsuz havaya katlanmak zorunda kalacak. Mecburen birkaç söz söylemek çabasına girecek. Siz de iyice yüklenen düşmana karşı, bel altı yumruk atarak biraz zaman kazanmış olacaksınız. Bundan sonrası size kalmış.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İkinci kural, hasmı asla hatırlayamayacağı kadar eski tarihi olayların karanlığına itmektir.. Mesela, herkesin herkesten iyi bildiği futbol konusunda tartışıyorsunuz. Eleman tutuğu takımın eski maçlardaki başarısını dakika dakika önünüze sermekte. Sizin aklınıza ise hiçbir tarih veya başarı gelmiyor. Yanınızdakiler, nakavt kararı için hep bir ağızdan 9 dan geriye doğru saymaya başladılar. Sarılacağınız tek can simidi geçmişle ilgili parlak bir yalan uydurmaktır. 30-40 yıl öncesinden hiç oynanmamış bir maç ile ilgili kahramanlık dolu bir hikaye patlatmanız mutlaka işinize yarayacaktır. Ne biliyim mesela, sizin takım şerefsiz hakemin haksız kararlarıyla 9 kişi kalmış iken, son saniyede kalecinin röveşata ile gol atarak maçı kazanmanız gibi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunları aklınızda tutun. Gerekli anlarda işe yaradığı! kaybettiğim tartışmaların sayısı ile doğru orantılıdır. Korkmadan uygulayın. &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115558053564399895?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115558053564399895/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115558053564399895' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115558053564399895'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115558053564399895'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/bilei-bklmez-olmann-altn-kurallar.html' title='Bileği Bükülmez Olmanın Altın Kuralları'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115553519984391877</id><published>2006-08-14T08:52:00.000+03:00</published><updated>2006-08-14T08:59:59.876+03:00</updated><title type='text'>Ne soru ama?</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/1600/144817560_896737a33a_m.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/320/144817560_896737a33a_m.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;&lt;/div&gt;&lt;div align="justify"&gt;‘‘En çok kimi seviyorsun? Anneni mi? Babanı mı?’’ Her şey bu soruyla başlar. O zamana kadar, hayatın, tüm insanların ona ilgi göstermesi için yaratılmış bir şey olduğu şımartılması ile büyümüş çocuğun, aklını allak bullak eden ilk açmaz budur. Bu zamana kadar, tanıdık tanımadık herkes çocuğa türlü türlü, akıl almaz sevgi gösterilerinde bulunduğu için çocuk, bir sevgi baygınlığı yaşamasının yanında, elinden geldiğince kimseyi ayırmadan kendine ilginç gelenlerden muhabbetini eksik etmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama çocuğu afallatan bu soru, çocuğa bir şeylerin yolunda gitmediği sinyalini verir. Abuk bir teyze veya amca tarafından zevzek zevzek sırıtarak beklenen cevap, çevredekilerin imdada yetişmesiyle ‘‘ İkisini de canım!!!’’ ile baştan savılır. Ama insanları severken aynı zamanda sıralamak da burada örenilmeye başlar. Çocuk, soru onu birkaç kez daha sorulduktan sonra, bir iç hesaplaşma içine girer ve ömür boyu içinde salkıyacağı bir cevaba ulaşır. Kendi kendine itiraf etmekten bile korktuğu bir sır gibi büyüyene kadar içinde saklar gerçeği. Düşüncelerini dışa vurmamayı da ilk kez bu sayede öğrenmiş olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğlence için sorulmuş basit bir soru, çocuğun psikolojik hayatını işte bu şekilde etkiler. Peki, siz ne zaman buldunuz bunun cevabını ve ne zaman itiraf ettiniz kendinize? Yoksa siz hala ikisini de aynı mı seviyorsunuz…&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115553519984391877?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115553519984391877/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115553519984391877' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115553519984391877'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115553519984391877'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/ne-soru-ama.html' title='Ne soru ama?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115546117310845172</id><published>2006-08-13T12:22:00.000+03:00</published><updated>2006-08-13T17:37:12.230+03:00</updated><title type='text'>Bir Çatlak Aranıyor</title><content type='html'>&lt;a href="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/1600/170367718_185657d8d3_m.0.jpg"&gt;&lt;img style="FLOAT: left; MARGIN: 0px 10px 10px 0px; CURSOR: hand" alt="" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/320/170367718_185657d8d3_m.0.jpg" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar günü ne yazsam ne yazsam diye kıvranırken, Pazar sabahının hırsızları olan magazin programlarını televizyonda görünce karasızlığım hemen kayboldu. Aslında bu tarz görüntüler sadece Pazar sabahlarını değil, hafta içi akşam haberlerini bile işgal etmiş durumda. Konuyla ilgili bu güne kadar Türk kültürüne onarılmaz zarar verdiğinden tutun, halk isteği için böyle programların yapıldığına kadar yapılmadık yorum kalmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan bir yanlışı, üzerinden bir süre geçtikten değerlendirilirken olayın birkaç unsurunu değiştirirsek aynı yanlışın tekrar olup olmayacağını düşünmekten kendimizi alamayız. Özellikle sosyal konular söz konusu olduğunda ise garip bir kaderciliğimiz vardır. Neyi değiştirirsek değiştirelim, ne olursa olsun yine aynı sonuca ulaşılacağı gibi baştan teslimci bir bakış açımızın olduğu bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pazar televizyon programlarını seyrederken bunları düşünmenin biraz garip olduğunu kabul ediyorum. Ama konuyla şöyle bir bağlantı kuracağım. Sosyal hayatımızdan birkaç kişi yok olsa hayatımız daha çekilir bir hal alır mı? Mesela bir deli ortaya çıksa, ‘‘ Eeeeh yeter sıkıldım artık’’ dese İbrahim Tatlıses, Hülya Avşar, Sibel Can, Bülent Ersoy, Gülben Ergen, Savaş Ay, Seda Sayan vs. gibilerini tek tek kaçırıp hiç kimsenin artık onları tanıyamayacağı kadar uzun bir süre bir yere kapatsa, daha izlenir bir televizyon hayatımız olur mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim olacağına olan inancım tam. Bu fikre hemen şöyle karşı çıkılabilir. Onlar olmasa yerlerine başkaları olur. Buna kesinlikle katılmıyorum! Bu insanların tabulaştırılma şekli, yeni dönemde ortaya çıkan benzerlerinden çok farklı. Her biri magazinciler için bir kült ve hiçbir zaman yerleri doldurulamaz. Ben bu tarz programların yapımcısı olsam, bunlar ölünce bırakırım mesleği.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Toplum değişiyor. Çok değil 15-20 yıl içinde insanlarla kendini bu tarz özdeşleştirme biçimi ortadan kalkacak. Mutlaka yerini daha başka bir şekil alacak ama seviye, bu kadar düşük olmayacak diye umut ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kim bilir belki bir deli çıkar, yukarda vaat ettiği şeyi yapar da 15-20 yıl beklememiş oluruz. Hepimizin içinde biraz çılgınlık yok mudur? Yok mu içindeki çatlağı ortaya çıkarıp, Pazar sabahı televizyon ekranlarımızı kurtaracak bir kahraman ?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115546117310845172?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115546117310845172/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115546117310845172' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115546117310845172'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115546117310845172'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/bir-atlak-aranyor.html' title='Bir Çatlak Aranıyor'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115536281474889152</id><published>2006-08-12T09:00:00.000+03:00</published><updated>2006-08-12T09:06:54.760+03:00</updated><title type='text'>Kırtasiye Çılgınlığı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/1600/yermodelidusuk300.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/320/yermodelidusuk300.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Ne bilgisayar ne cep telefonu ne araba ne de herhangi bir şey… Varsa yoksa kalem, cetvel, silgi, delgeç, zımba… Hiçbir şey bunlar kadar alma isteği uyandırmaz bende. Modern tüketim toplumunun en bela tüketicisi olan benim bile, direncimin kırıldığı nokta, kırtasiye ürünleridir.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Kırtasiye malzemelerini benim kadar seven var mıdır acaba diye her zaman düşünmüşümdür. Her zaman da ne kadar çok insanın aynı şeyi düşündüğünü&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;görünce de&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;şaşırmışımdır. Hangi özelliği beni cezbediyor tam kestiremiyorum ama beni çeken bir albenileri olduğu kesin. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText"&gt;Galiba, yeni bir başlangıcı temsil ediyor benim için. Dikkat ettim en fazla, her gördüğümde affetmem ama, yeni bir şeyler yapmaya karar verdiğimde alıyorum. Eskimiş fikirleri, düşünceleri geride bırakmama yarıyor herhalde. Bunun ötesinde bir de şahane bir kokuları var. Defter yaprağı kokusu, kalem kokusu, kokulu silgiler…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText" style=""&gt;&lt;span style=""&gt;                        &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText"&gt;Çoğu insan yaşlılığı ile ilgili plan yaparken, Güneye gidip, küçük bir pansiyon açarım gibi şehir hayatının anasını satan hayaller kurarken, Ofis malzemeleri satan büyük bir yer açmak da benim acil eylem planım. Sanırım ben de takıntı olmuş bu. Bunun psikolojide bir ismi olacak ama çıkaramadım şimdi. Evet, galiba ben hastayım. Yok yok kesin hastayım….&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115536281474889152?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115536281474889152/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115536281474889152' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115536281474889152'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115536281474889152'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/krtasiye-lgnl.html' title='Kırtasiye Çılgınlığı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115523878550731305</id><published>2006-08-10T22:37:00.000+03:00</published><updated>2006-08-11T10:23:34.076+03:00</updated><title type='text'>Sinemanın İstiklal Caddesi Çıkmazı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/1600/250px-Istiklal_caddesi_2.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/320/250px-Istiklal_caddesi_2.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;İstanbul’un en iyi görüntülerini sunmada Eski Türk filmleri gibisi yoktur. Özellikle boğazın silueti, neredeyse bütün romantik sahnelere fon olmuştur. Bu dönemin filmleri aynı zamanda doğu ve güneydoğu Anadolu’yu da mekan olarak çok iyi kullanmış. İnsanlara isteseler dahi gidemeyecekleri yerleri&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;yakın etmişler. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Son birkaç yıldır çekilen Türk filmleri ise kendini dar bir mekana hapsetmiştir.&lt;span style=""&gt;           &lt;/span&gt;‘‘ İstiklal Caddesi’’ Nerdeyse tamamı ya burada çekilmiş ya da en azından birkaç sahnesi burada geçen, bir çok film seyrettik son yıllarda. Bir mekan nasıl oluyor da bütün filmlerin anlattığı hikayelere ev sahipliği yapabiliyor? Beyoğlu’nun Osmanlı zamanından beri İstanbul’un en önemli kültür merkezi olduğunun bilmeyen yok. Ancak, sinemacıları bu kadar kendine bağlaması normal mi ?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 35.4pt;"&gt;Filmde gözükmese bir eksiklik hissi yaratacak kadar otoriteyi nasıl sağlıyor? Bu soruya bulduğum cevap, sinemacıların dar görüşlülüğü olacak…Hatırı sayılır bir yüzölçümüne sayılır, dört mevsimi yaşayan, her türlü coğrafi oluşum konusunda değme ülkelerin eline su dökemeyeceği, kültürel çeşitlilik konusunda da bir eli yağda bir eli balda olan güzel memleketimin, sosyal hayatına damgasını vuracak tek bir yer olduğu düşünülemez elbette. Ben kişisel olarak Beyoğlu ve çevresini filmlerde görmekten çok sıkıldım artık. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Bunun ötesinde konusu, İstiklal ve çevresinde yaşayan, takılan! sayısı 20-30 bini geçmeyen normal dışı hayat yaşamayı efsaneleştirmiş hayat kadını, travesti, berduş, uyuşturucu satıcısı, bağımlısı, çingenesi vs. gibi insanların hayat hikayelerini de filmde görmekten sıkıldım. Hem mekan hem konu olarak kendimizi İstiklal Caddesi’nin baskısından&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kurtarmalıyız. Burası ve burayı sahiplenenlerin dışında da anlatmaya değer yerler ve insanlar var. Yeter ki yeniye açık olalım…&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115523878550731305?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115523878550731305/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115523878550731305' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115523878550731305'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115523878550731305'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/sinemann-istiklal-caddesi-kmaz.html' title='Sinemanın İstiklal Caddesi Çıkmazı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115514345427100556</id><published>2006-08-09T20:06:00.000+03:00</published><updated>2006-08-09T23:17:43.723+03:00</updated><title type='text'>Türk’ün Atletizmle İmtihanı</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;            &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt;Çoğu insan atletizmin yapılış amacını anlamakta güçlük çeker. Daha hızlı koşmanın, daha yükseğe sıçramanın veya uzun bir sırığı daha uzağa fırlatmanın ne faydası olacağını düşünüp dururlar. Hayatını buna adamış insanların ( gerek sporcu, gerek yönetici) olduğu düşünülünce durum daha da karmaşık bir hal almakta. Peki nedir bu insanların zoru? Nedir bu çabanın anlamı ? &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Bu insanlar atletizm ile uğraşırlarken ne düşünürler bilmem ama benim olaydan anladığım ‘‘meydan okumak’’tır. İnattır yani….İnsanın kendi sınırlarının dışına çıkma çabası her halde tekerleğin icadıyla başlamıştır. Teknolojik gelişmelerle fiziki limitler aşılırken, sporla da biyolojik sınırlar zorlanmış. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Aslında gelen her rekor haberinde akla şu soru geliyor: ‘‘ Daha ne kadar ileri gidilebilir? ’’ 1970’lilerde 100 metrede rekor kıran dönemin en ünlü atleti, artık insanların limitlerine ulaştığını beyan etmişti. O zaman ki rekor 11 saniye civarında iken şimdiki rekor 10 saniyenin altında. Adam tamamen çuvallamış ama durum şimdi de farklı değil. Şu anda aynı yorumlar yapılmakta. Gelecek neler getirecek heyecanla bekliyorum. Bu meydan okumanın bir sonu, bir pes noktası olacak mı acaba ?&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Bizim ülke olarak atletizmdeki durumumuz ise, içler acısı! Birkaç yıla kadar kayda değer bir başarımız yokken, iki tane bayan atlet ilk kez adımızı bu alanda duyuran sporcular oldular. Bu zamana kadar başarılı olamamamızı birikim-kültür eksikliğine bağlamışımdır. Çünkü bence atletizm elit bir spordur, insanın kendine hakim olmasını gerektirir. Bu ise en sonlarda gelen özelliğimizdir bizim. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Ortaya çıkmasını tamamen tesadüfe bağladığım, dünyaca ünlü iki atletimizi de zebil ettik. Birisini, klasik şartlanmalarımıza uygun olarak kocasının evine kapatmasına seyirci olduk, diğerini de sadece yurtdışında eğitim gördüğü için kabiliyetini sorgulamayı aklımızdan bile geçirmediğimiz bir antrenörün eline bıraktık. Sonuç hüsran.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;br /&gt;Daha genel sonuç: Ne yapmayı biliyoruz ne de tesadüfen ortaya çıkanı korumayı…&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115514345427100556?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115514345427100556/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115514345427100556' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115514345427100556'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115514345427100556'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/trkn-atletizmle-imtihan.html' title='Türk’ün Atletizmle İmtihanı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115510151690333091</id><published>2006-08-09T08:29:00.000+03:00</published><updated>2006-08-09T08:31:56.913+03:00</updated><title type='text'>Bir Kitaba İsmi Nasıl Verilir?</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Bir kitaba isim vermek, yazmak kadar zor olsa gerek. Çünkü isim vermek&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;hayatta yapılan soyutlamaların en büyüğüdür. Bir şeyi isimlendirdiğinizde&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;o şey, artık o şeydir ve bunu tersten düşündüğümüzde de o şey, olmadığı sonsuz sayıdaki şey değildir. Jose Saramago’nun İsim’le ilgili çok ilginç bir romanı vardır. Bundan daha sonra bahsetmek üzere şimdilik bir kenara bırakıyorum ama mutlaka bunun hakkında da yazacağım.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText"&gt;Peki, hayal gücünün ifadesi olan bir romanı isimlendirmek nasıl bir şeydir kim bilir? Emek verip yıllarca tasarlanan bir yapıt, kendisine bahşedeceğiniz bir ya da birkaç kelimelik bir isimle anılacaktır bundan böyle. Yazarlar ise&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;insanların büyük bir çoğunluğunun kitabının içinde yazanları değil de&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kapağının üstünde yazanı bileceklerini&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bile bile kitaplarına ellerinden geldiğince akılda kalır isimler vermeye çalışırlar. Aslında böyle yaparak biraz da&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;kitabın cümlelerine&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;ihanet etmiş olurlar. Tek bir kelime ya da birkaçı kitabın içeriğini anlatmada ne kadar yeterli olabilir ki?&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Peki, kitabı yazanlar, eserlerini isimlendirirken hangi ruh halinin içindedirler hiç düşündünüz mü? Gerçekten içinde yazanları anlatma çabasında olmayıp sadece içinde bulundukları tuhaf durumları ifade eden gelişi güzel isimlendirme yapan yazarlar yok mudur? Birkaç enteresan deneme yapmaya çalışacağım:&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;ol style="margin-top: 0cm;" start="1" type="1"&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Sevgilisinden uzun süredir mektup bekleyen Ernest      Hemingway kapıya gelen postacıyı duymayıp, kapıdaki notta mektubunu 100 km      uzaktaki şehir postanesinden alabileceğini okuyunca, bitmek üzere olan      kitabına ‘‘ Postacı Kapıyı İki kere Çalar’’ ( Allahın Cezası ) ismini      vermiş olamaz mı?&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Evine taktırdığı alarm çalışmayınca bir ay içinde      üçüncü kez evi soyulan &lt;a href="http://tr.wikipedia.org/wiki/Ralph_Ellison" title="Ralph Ellison"&gt;&lt;span style="color: windowtext; text-decoration: none;"&gt;Ralph Ellison&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;, haberi aldığında editörünü      arayıp teslim ettiği kitabının ismini ‘‘ Görünmez Adam’’ olarak      değiştirilmesini istemiş olamaz mı?&lt;/li&gt;&lt;li class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;Mafyaya kumar borcunu ödemek için kapı kapı      dolaşıp, borç para isteyen Moliere kimseden zırnık bulamayanıca topuğuna      sıkılan kurşunun acısıyla ‘‘ Cimri’’ isimli bir roman yazmaya karar vermiş      olamaz mı?&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115510151690333091?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115510151690333091/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115510151690333091' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115510151690333091'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115510151690333091'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/bir-kitaba-ismi-nasl-verilir.html' title='Bir Kitaba İsmi Nasıl Verilir?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115501540783722344</id><published>2006-08-08T08:35:00.000+03:00</published><updated>2006-08-08T08:38:03.466+03:00</updated><title type='text'>Sürü Psikolojisi</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyText"&gt;Bazı insanlarda uzun soluklu bir planı tek başına yürütememe gibi bir alışkanlık vardır. Bu hastalığın bir numaralı muzdaribi benim. Aklıma her gelen yeni fikir de öncelikle yanı başımda benimle aynı heyecanı paylaşacak insanlar ararım. Ardından&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;koştura koştura gidip, bunun ne kadar şahane bir fikir olduğunu anlatırım. O kadar iyi bayarım ki karşımdakini, ona&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bu fikir ‘‘dünyada akıllara gelenin en iyisi’’ numarasını yaptıracak kadar…&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Sonraki aşama, planı en ince ayrıntılarına kadar anlatmaktır. Karşımdaki kusmadan bu aşamayı geçersek sıra, fikri hayata geçirmeye gelir. Bu aşama ise en nazım geçen insanların bile yıldığı, yıpratıcı bir süreçtir. Yapılacak her küçük işten haberdar edip, onların da yapıp yapmadığını kontrol ederim. Bu dönemde, insanlarda harika! fikrime karşı bir iştahsızlık gözükmeye başlar, telefona çıkmamalar veya uzun süredir görüşülmeyen arkadaşlarla olan randevular en kaytarıcı taktikler olarak devreye sokulur. &lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Sonunda ben ‘niye her zaman bir şeyler yapacakken illa ki diğer insanlarla birlikte yapmayı tercih ediyorum’ serzenişleri içinde, bu süper! fikri de rafa arkadaşlarının yanına kaldırırım. Bu dönemde çıldırttığım arkadaşlarım ise ‘ bir kez daha yırttık’ rahatlaması ile uzun bir süre görüşmeme kararı alırlar.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Buradan uyarıyorum herkesi. Aklımda süper fikirler var… Şimdiden siper alın, saklanacak delik bulun, yoksa karşıma ilk çıkına anlatacağım hepsini…Biri beni durdursun…&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115501540783722344?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115501540783722344/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115501540783722344' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115501540783722344'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115501540783722344'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/sr-psikolojisi.html' title='Sürü Psikolojisi'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115493076230718973</id><published>2006-08-07T09:04:00.000+03:00</published><updated>2006-08-07T09:06:02.316+03:00</updated><title type='text'>İstatistik</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;‘‘ İstatistik, bikini gibidir! Her şeyi gösterir, en önemli şey hariç.’’ İstatistikle ilgili duyduğum ve onu bu kadar iyi tanımlayan başka bir açıklama yoktur. İki ay önce Sabah&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;gazetesinde, bir köşe yazısının özlü sözler kısmındaydı. Olayların tekrarlanma sıklığı veya olma olasılığı, kararlarımızı belirlemede bu kadar etkili mi gerçekten? &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoBodyText"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;İstatistik her zaman soğuk gelmiştir&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bana nedense… Bazen düşüncelerimize taban oluşturmada bize kılavuzluk yapsa da çoğu zaman genellediği konulardaki kendine haslığı dışlar. Örneğin, Türkiye’deki insanların alışveriş yaparken ancak&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;%20’sinin seçici davrandığını buyuran bir çıkarım, Akmerkez’de 100 dükkan içinde hangisinden alışveriş yapsam bunalımına giren kişinin seçenek bolluğunu da&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Doğu illerinde kapanan köy yolları yüzünden tarihi geçmiş gıdaları yemek zorunda kalan insanların alternatifsizliğini de kapsar.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style=""&gt;            &lt;/span&gt;Galiba en doğrusu, önümüze gelen her istatistikte, durumun kendine özgü durumlarını da göz önünde bulundurmak… Diğer insanların başına gelen tecrübelerden oluşan sıkıcı rakamlara fazla önem vermemek gerekiyor. Sonuçta herkes kendi hikayesini yaşıyor.&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115493076230718973?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115493076230718973/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115493076230718973' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115493076230718973'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115493076230718973'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/istatistik.html' title='İstatistik'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115485611436547936</id><published>2006-08-06T11:45:00.000+03:00</published><updated>2006-08-06T16:15:03.890+03:00</updated><title type='text'>Tatil Danışmanlığı</title><content type='html'>&lt;a onblur="try {parent.deselectBloggerImageGracefully();} catch(e) {}" href="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/1600/P1010021.jpg"&gt;&lt;img style="margin: 0pt 10px 10px 0pt; float: left; cursor: pointer;" src="http://photos1.blogger.com/blogger/6338/3055/200/P1010021.jpg" alt="" border="0" /&gt;&lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;   Denizi olan bir yere tatile gitmenin, inasanın doğal ihtiyacı mı yoksa modern tüketim toplumunun bir ''illa ki ''si mi olduğu, tartışma götürür bir konu olma özelliğini hep sürdürmüştür.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bunu zorunluluk olarak görmeyenler için durum kolay...Tercih etmiyorsunuz, konu kapanıyor.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;Ama bir kere şöyle sahillere akayım, güneşlerde kavrulayım dediniz mi durum tahmin ettiğinizden daha karmaşık bir hal alır. En büyük sorun da  nereye gideceğiniz. Zira bu konuyu çözmek insanın baya bir vaktini ve enerjisini alıyor. Bir de tatilden gelip, başkası kendininkini ballandıra ballandıra anlattığında, sizin tatil sobeleniyorsa gelsin bin  lanetler...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Benim için bu, sorun olmaktan çıktı artık. Kendini Türk Turizminin kalkınmasına adamış ablam Özlem ( ki kendisinin  tur operatörü olarak doğduğu, ancak hayatın onu başka bir mesleğe sürüklediğine inanılır.) bizim için uzakları yakın eden kişidir. Türkiye sınırları içinde bilmediği sahil,  tek yıldızlısından 7 yıldızlısına metrekaresini bilmediği otel, hatta uçurumları aşıp gitmediği tek saklı koy yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşündüm ki onun bu yeteneğinden niye yalnızca biz faydalanalım...Duyduk duymadık demeyin! Tatile gitmek isteyip, analattığında insanların ağızını açık bırakmak isteyenler ya da daha basit olarak tek sıkımlık kurşunu olup hedefi onikiden vurmak isteyenler, artık buradan tatil danışmanlığına başlıyoruz... Bilgi almak istediğiniz her konuda yorum kısmına yazıp mail bırakırsanız, konu uzman kadromuz ( Özlem Abla oluyor kendisi ) tarafından değerlenip en kısa zamanda size kapsamlı bir bilgi ulaştırılacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115485611436547936?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115485611436547936/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115485611436547936' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115485611436547936'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115485611436547936'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/tatil-danmanl.html' title='Tatil Danışmanlığı'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115470946987362081</id><published>2006-08-04T19:33:00.000+03:00</published><updated>2006-08-05T10:12:09.526+03:00</updated><title type='text'>Erdal Abi (Anormallikle İlk Tanışma)</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 106.2pt; text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;Normal olmayandan&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;korkmama serüvenim çok eskilere dayanır. Küçükken oturduğumuz mahallenin en alt sokağında, tek katlı kulübeden bozma bir evde yaşayan Erdal Abi hayatımda tanıdığım ilk anormal ‘şey’di. Şeydi diyorum çünkü kendini şey olarak gördüğü zamanlar,&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;bir insan olarak gördüğü zamanlardan fazlaydı. Öyle ki, halini aldığı tiplemeler mahalle çocuklarından istek bile alırdı. En meşhur numarası, cin taklidiydi. 20'li yaşların sonunda ve 1.90cm boyunda olmasının yanı sıra cin olduğu zamanlarda onu sanki bir devmiş gibi görürdük. Göz bebeklerini yukarı çekip acayip sesler çıkarır, sağa sola koşar ve insanlara çarpardı. Tüm aileler çocuklarının ondan uzak durmasını isterdi. Ama çocukların belayı ne yapıp ne edip bulma kabiliyetleri tüm önlemleri etkisiz bırakırdı. Neticede kitleleri peşinden sürükleyen bir karizması vardı ve söz konusu kitlede sürüklenmeye dünden razıydı. Bir süre sonra mahallenin çocuklarında gece kabus görmeler, altına kaçırmalar görülmeye başlayınca bunun sebebi Erdal Abi ve kahramanlarına bağlandı. Önce muhtara, sonra belediyeye, oradan sonra da valiliğe şikayet edildi. Uzunca bir süre ortalarda görünmedikten&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;sonra masraflarını devletin karşıladığı&lt;span style=""&gt;   &lt;/span&gt;bir kliniğe yatırıldığını öğrendik.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;Erdal Abi’den hem korktuğumuzu hem de onu çok sevdiğimizi hatırlıyorum şimdi. Bizim gibi akıllı! olmaması yüzünden korkuyorduk belki ama hiç kimse onu hafife almıyordu. Büyükler bile garip bir saygı duyarlardı ona. Hiçbir zaman alay etmezler arada bir de harçlık verirlerdi.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;Ne zaman içinde cin geçen bir şey seyretsem ya da konusu geçse Erdal Abi gelir aklıma.&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Onun anormalliği bizim mahallede normalleşmişti. Belki de bu sayede bizim mahallenin çocukları kendine benzemeyenlerin de bir hayatı olduğunu, yaşıtlarından çok önce öğrendi&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;Hala yaşıyor mudur, şu anda nerdedir, Allah bilir. Ama&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;hayatını kim ya da ne olarak sürdürüyorsa umarım mutludur ve hala etrafı bizim gibi normal! hayranları ile doludur….&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;   &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115470946987362081?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115470946987362081/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115470946987362081' title='8 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115470946987362081'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115470946987362081'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/erdal-abi-anormallikle-ilk-tanma.html' title='Erdal Abi (Anormallikle İlk Tanışma)'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>8</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115462454163194007</id><published>2006-08-03T18:21:00.000+03:00</published><updated>2006-08-04T08:44:12.940+03:00</updated><title type='text'>Blog Olayına Gelen İlk Tepkiler</title><content type='html'>&lt;div style="TEXT-ALIGN: justify"&gt;İnternette bir blog tutmaya başlayalı şunun şurasında 2 hafta oldu. Kozmopolit toplumumum her kesiminden entersan tepkiler geldi. Hangisinden başlasam anlatmaya bilemiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce işyeri sakinlerinden başlayayım. Oda arkadaşım Necmettin( Kendisi yaklaşık bir ay sonra nur topu gibi bir Tarık Efe babası olacak.) benden blog olayı hakkında uzun bir nutuk dinledikten sonra bunun asosyal bir iletişim biçimi olduğuna kanaat getirdi. İki gündür, bu blog sayesinde uzun zamandır ulaşamadığım kimselerle yeniden irtibata geçtiğimi anlatıp, hayatımı kalabıklaştırdığını anlatmaya çalışsam da blog tutmayı, insanları bilgisayar başına çivileyip, aptal yaratıklar haline getirmeyi planlayan Amerika'nın hain bir planı olarak görme konusunda fikrini gram yerinden oynatamadım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer kankam Arif'in tepkisi, aklımıza gelen her yeni fikire verdiğimiz tepkiden farklı değildi. Önce çok kısa bir süre olayı anlamaya çalıştı. Kısa bir tereddütten sonra bu olaya mutlaka girmemiz gerektiğine karar verdi. Bundan daha kısa bir sürede de olaya girdi. Sağolsun MSN'de blogumun reklamını yaparak dünkü reyting patlamasının baş mimarı oldu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sevgili Eşim Evren, konuya en başından beri pek ilgli göstermemişti zaten. Baktım millet yıkılıyo bu blogu okumak için...Onu neden bu trendin dışında bırakayım dedim. İşyerine defalarca telefonla yaptığım taciz atışlarından sonra zorla ikna ettim bloga bakması için. İlk tepki ''Hımm'' oldu. Sonra benim en az sevdiğim yazıyı beğendi. En son darbesi de Muzaffer Kanunları içinde en çok Ali Sağlam'ın yazdılarını beğenmesi oldu. Nedeni de hoşuna giden o kanunların tamamının benim başıma gelen felaketlerden ortaya çıkmasıydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ablam Özlem Kumru , yeğenim Murat Abdiş, arkadaşlarım Onur Çol, Utku Savaş beğenilerini ve destekleri ilettiler.Hepsine çok teşekkürler. &lt;a href="http://www.muzafferkanunlari.blogspot.com"&gt;Muzaffer Kanunları&lt;/a&gt; hakkındaki katkılarınızı, bu blogda yazıların altında yer alan yorum bölümünde bizimle paylaşırsanız oldukça ilginç sonuçlar elde edeceğimiz tahmin ediyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115462454163194007?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115462454163194007/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115462454163194007' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115462454163194007'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115462454163194007'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/blog-olayna-gelen-ilk-tepkiler.html' title='Blog Olayına Gelen İlk Tepkiler'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115460077115790243</id><published>2006-08-03T13:17:00.001+03:00</published><updated>2006-08-03T13:26:11.166+03:00</updated><title type='text'>Muzaffer Kanunları</title><content type='html'>Toplumdan gelen beklenmedik ilgi karşısında Muzaffer Kanunları konusunu ayrı bir bloga taşıdık. &lt;a href="http://www.muzafferkanunlari.blogspot.com"&gt;www.muzafferkanunlari.blogspot.com &lt;/a&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;    Herkesin katkılarını bekliyoruz...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115460077115790243?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115460077115790243/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115460077115790243' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115460077115790243'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115460077115790243'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/muzaffer-kanunlar_115460077115790243.html' title='Muzaffer Kanunları'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115458564758464645</id><published>2006-08-03T09:02:00.000+03:00</published><updated>2006-08-03T09:14:07.600+03:00</updated><title type='text'>Muzaffer Kanunları</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;                                                  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoBodyTextIndent"&gt;         Amerikalı’ların abuk kahramanı&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;Murphy hakkında az çok bir şeyler duymuşsunuzdur. Bu adam başlı başına bir kanun koyucu. Gücünü hayatın tam içinde olmasından alıyor. İnsanların başına defalarca gelen saçma sapan olaylar onun tarafından kanunlaştırılıyor. Türkiye ‘de özellikle İngilizce öğretimini renklendirmek amacıyla ders kitaplarının arasına birer ikişer serpiştirilmiş acayip atasözlerinin atfedildiği kişidir. Aslında kendi ile dalga geçecek kadar kişiliği ile barışık olmanın da bir sembolü olarak&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;algılanıyor.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Onların böyle bir kahramanı var da bizim niye olmasın? İsim babası ben olayım dedim. ‘Muzaffer’ Bu sanal edebiyat kahramanının hayata dair çıkarımları bu blogda sürekli gelişecek artık. Aklıma geldikçe ekleyeceğim bunlara. Herkesin katkısını bekliyorum. En sonunda büyük bir listesini yapıp, belki Muzaffer Kanunları diye bir fenomen yaratmış oluruz. Mesela birkaç tanesi şöyle:&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 53.4pt; text-indent: -18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;1.&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Muzaffer Kanunları saçma sapan görünse de değildir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 53.4pt; text-indent: -18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;2.&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Diğer kanunlarda bulunmayan her şey Muzaffer Kanunları’nda vardır.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 53.4pt; text-indent: -18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;3.&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Diğer kanunlarla çelişen bir durum olduğunda Muzaffer Kanunları geçerlidir.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 53.4pt; text-indent: -18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;4.&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Bir olay karşısında iki seçeneğin varsa daima üçüncüsünü seç.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="margin-left: 53.4pt; text-indent: -18pt; text-align: justify;"&gt;&lt;!--[if !supportLists]--&gt;5.&lt;span style="font-family: &amp;quot;Times New Roman&amp;quot;; font-style: normal; font-variant: normal; font-weight: normal; font-size: 7pt; line-height: normal; font-size-adjust: none; font-stretch: normal;"&gt;      &lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;Silahın içinde kurşun olmadığında patlar, işe yaraması gereken zamanda tutukluk yapar lanet olası.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;!--[if !supportEmptyParas]--&gt; &lt;!--[endif]--&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-indent: 35.4pt; text-align: justify;"&gt;Bunlar Muzaffer Kanunları’nın ilk beş maddesi bundan sonra madde numaraları sırayı takip ederek devam edecektir. Lütfen herkes başından defalarca geçen, insanların da birçok defalar yaşadığı, artık kanunlaşmayı hak eden olayları bana iletsin. Eminim çok keyifli şeyler çıkacak ortaya.&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt; &lt;br /&gt; &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115458564758464645?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115458564758464645/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115458564758464645' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115458564758464645'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115458564758464645'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/muzaffer-kanunlar.html' title='Muzaffer Kanunları'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115445639143814372</id><published>2006-08-01T21:00:00.000+03:00</published><updated>2006-08-02T16:49:20.340+03:00</updated><title type='text'>İlk Beş Modası</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;     Bu aralar okunulan kitaplar top 5 yapmak moda oldu galiba. En son değerli dostum &lt;a href="http://www.alisaglam.com"&gt;Ali Sağlam&lt;/a&gt; yazmış Türk Edebiyatı'ndaki favorilerini.. Çoğuna katıldığımı belirtmeden edemiyeceğim. Ben de yabancı edebiyattaki en beğendiğim kitapları sıralamak istiyorum. Şöyle ki,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;ol&gt;&lt;li&gt;Don Quixote&lt;/li&gt;&lt;li&gt;1984&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Körleşme&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Cesur Yeni Dünya&lt;/li&gt;&lt;li&gt;Suç ve Ceza&lt;br /&gt;&lt;/li&gt;&lt;/ol&gt;Ben okudum diye söylemiyorum ama bence bu kitapların mutlaka okunması gerekiyor. Hangi yayın evinden çıktı bilmiyorum ama geçen gün dünyayı değiştiren 100 kitap diye bir derleme elime geçti. Bunların içinde 98 tanesi mutlaka adını duyduğumuz neredeyse tarihin tüm felsefecilerinin kitapları. Geriye kalan iki tanesi ise roman. Bunlar 1984 ve don quixote. Kendi ilk beşime koyduğum kitapları listede görmek beni çok mutlu etti. Umarım doğru seçimler yapamaya devam ederim.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115445639143814372?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115445639143814372/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115445639143814372' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115445639143814372'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115445639143814372'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/ilk-be-modas.html' title='İlk Beş Modası'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115443968042688905</id><published>2006-08-01T16:34:00.000+03:00</published><updated>2006-08-01T16:41:20.440+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: left;"&gt;                                                                            Tembellikte Zirve&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;     Tam da önceki yazının cevabını Tembellik diye vermişken 2-3 gündür ortalıkta görünmedim.Kendim  konun tipik,şekilli örneğiyim aslında.Acayip derecede tatlı geliyor kaytarmak.Artık bundan keyif almaya bile başladım.Bakalım yarın neyi yarıda bırakıcam.Olsun en azından kendimi bilme gibi huyum var.Fazla heyecenlanmıyorum artık parlak fikirler karşısında.Hayal kırıklığı yok yapamayınca...Kendimle dalga geçmeye bile başladım...Sonum yakın...Biri beni durdursuuuun.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115443968042688905?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115443968042688905/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115443968042688905' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115443968042688905'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115443968042688905'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/08/tembellikte-zirve-tam-da-nceki-yaznn.html' title=''/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115428820831326067</id><published>2006-07-30T22:33:00.000+03:00</published><updated>2006-07-30T22:36:48.323+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: center;"&gt;                    Tembellik&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: left;"&gt;    İşte cevabı bu..tembellik..bunun üzerinde yarın daha uzun yazmak istiyorum.&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115428820831326067?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115428820831326067/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115428820831326067' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115428820831326067'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115428820831326067'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/07/tembellik-ite-cevab-bu.html' title=''/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115401149626442168</id><published>2006-07-27T17:25:00.000+03:00</published><updated>2006-08-02T16:52:11.736+03:00</updated><title type='text'>Tecrübe Nedir?</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;    Tecrübenin nasıl kazanılacağı ile ilgili birçok beylik söz vardır... Örneğin, insanın hayatında yediği kazıkların bir bileşkesi olduğu veya başkalarının yaşadığı olayların kendi hayatımıza asla uygulanamayacak kısımları olarak kabul edildiğini az çok hepimiz duymuşuzdur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Konu ile ilgili duyduğum en anlamlı söz, nerede veya kimden duyduğumu hatırlamasam da, şu dur: ''Tecrübe insanın başına gelen şeyler değil, başına gelenlerden çıkardığı sonuçtur.'' Birisinin tecrübeden bahsettiğini duyduğum zaman, ilk olarak bu söz aklıma gelir. Onun deneyimini hemen bu sözün süzgecinden geçiririm. Gerçekten, çoğumuz birşeyin başımıza gelmesini, artık o şeyin bizim tanıdıklığımıza girmiş olması için yeterli sayarız. Belki bunun için tekrar tekrar aynı hataları yapar dururuz ve başımıza aynı felaketin gelmesini ne kadar şanssız olmamıza bağlarız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bir sorunla karşılaşan insanların çok büyük bir çoğunluğundan şöyle bir söz duymuşsunuzdur: "Bunun böyle olacağını ben biliyordum zaten'' veya ''Ben önceden söylemiştim.'' Peki herşeyi bu kadar önceden kestirebilme yeteneğimiz var da neden aynı duvara defalarca toslamaya devam ediyoruz? Daha da önemlisi neden aynı başarısızlıkları ''olsun en azından bir tecrübe oldu'' ile geçiştiriyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;  Bu soruya bir cevabım olacak elbette yarın?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115401149626442168?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115401149626442168/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115401149626442168' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115401149626442168'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115401149626442168'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/07/tecrbe-nedir.html' title='Tecrübe Nedir?'/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-115398832215222331</id><published>2006-07-27T11:02:00.000+03:00</published><updated>2006-07-27T17:16:45.716+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;    Uzun zamandır başlayamamıştım yazmaya....ama bugünden sonra bir kaç cümle de olsa düzenli olarak bir şeyler  yazmaya çalışacağım...Aslında yazmak insanın biriktirdiği düşüncelerini düzene sokmasını da sağlıyor.Önce uzunca bi süre düşünüyorsunuz ne yazsam diye...Sonra aklınıza birkaç fikir geliyor...Bazıları gelir gelmez eleniyor.Bazıları bu yazıları okuyacak insanlar ''ne der'' süzgeçine takılıyor.Kimisi akla geliyor ama iş yazmaya gelince akışını kesiyor.Sonunda geriye evcil şartlanmaları aşan bir ya da iki konu kalıyor.Nihayetinde yazmak sandığımdan daha zor oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;   Bunlar bahane değil tabi...Yazmak insanı diri tutuyor...Yarım saatte sürse, gün içinde insanın ritmini hızlandırıyor...Bu gün ne yazacağım diye düşünmek de stresin cabası...Yine de elimden geleni yapıp ,aksatmadan yazmaya çalışacağım...Daha ilginç konularda ve belki daha uzun...&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-115398832215222331?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/115398832215222331/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=115398832215222331' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115398832215222331'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/115398832215222331'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/07/uzun-zamandr-balayamamtm-yazmaya.html' title=''/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-114881360976004018</id><published>2006-05-28T13:52:00.000+03:00</published><updated>2006-05-28T13:53:29.766+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>çok yakında yazılarıma başlayacağım...görüşmek üzere&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-114881360976004018?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/114881360976004018/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=114881360976004018' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/114881360976004018'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/114881360976004018'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/05/ok-yaknda-yazlarma-balayacam.html' title=''/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-28794776.post-114866271117749135</id><published>2006-05-26T19:57:00.000+03:00</published><updated>2006-05-26T19:58:31.183+03:00</updated><title type='text'></title><content type='html'>merhaba&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/28794776-114866271117749135?l=ersantasci.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://ersantasci.blogspot.com/feeds/114866271117749135/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=28794776&amp;postID=114866271117749135' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/114866271117749135'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/28794776/posts/default/114866271117749135'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://ersantasci.blogspot.com/2006/05/merhaba.html' title=''/><author><name>ersantasci</name><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry></feed>
